21 May 2026

What’s up?

Etkinlikler, sınırlı üretim koleksiyonlar, kitaplar, iş birlikleri...

  • Yazar Yeşim Yeşilçimen 

  • 1
    Zendaya x On

    Zendaya ile On, birlikte tasarladıkları ilk koleksiyon için spor giyim dünyasının sınırlarını klasik bir lansmanın ötesine taşıyan sinematik bir anlatı kuruyor. Oscar ödüllü yönetmen Spike Jonze imzalı Shape of Dreams, modayı yalnızca giyilen bir nesne değil, fikirden forma dönüşen yaratıcı bir süreç olarak ele alıyor. Zendaya’nın hayali tasarım evreni The Dream Lab içinde geçen filmde silüetler uzuyor, küçülüyor, yeniden şekilleniyor; kumaşlar ve formlar sürekli dönüşüm halinde ilerliyor. Koleksiyonda fitilli üstler, coach ceketler, paraşüt pantolonlar ve Cloudnova Moon sneaker öne çıkarken, asıl dikkat çeken unsur parçaların ardındaki yaratıcı dünya. Türkiye’de yalnızca Beymen mağazalarında sunulan koleksiyon, spor giyimin bugün geldiği kültürel noktaya güçlü bir örnek niteliğinde.

    2
    CODAGE Paris

    Fransız eczacılık geleneğini modern cilt bakımıyla buluşturan CODAGE Paris, artık Türkiye’de. Uzun süredir kişiselleştirilmiş cilt bakım yaklaşımıyla öne çıkan marka, her cildin farklı bir “kodu” olduğu fikrinden yola çıkıyor. Yüksek oranda doğal içerikler, ileri peptit teknolojileri ve hedefe yönelik aktiflerle hazırlanan ürünler; nem kaybı, ton eşitsizliği, hassasiyet veya yorgun görünüm gibi farklı ihtiyaçlara göre şekilleniyor.

    3
    Lucca x OG Gallery

    Sanatla kurduğu bağı disiplinler arası iş birlikleriyle sürdüren Lucca, bu kez Eren Göktürk’ü ağırlıyor. Mekanda daha önce sergilenen Two Monkeys in the Kitchen ve Magician işlerinden tanıdığımız sanatçı, yeni müdahalesiyle Lucca’yı yeniden kurguluyor ve misafirleri pratiğinin içine davet ediyor. 6 Mayıs akşamı Lucca, Göktürk’ün fotoğraf setinin bir parçasına dönüşüyor. Gündelik yaşamdan beslenen kurgusal sahneleriyle tanınan sanatçı, bu kez izleyiciyi ilk kez doğrudan bu evrenin içine dahil ediyor. Kontrol ile rastlantı arasındaki gerilime işaret eden üç objenin seramik edisyonları da etkinlik kapsamında satışa sunuluyor.

    4
    Dolce&Gabbana Beauty

    İkonik Bold Look serisinin yeni üyesi Eye Dare You! Beyond ile makyajı cesur ve çağdaş bir stil ifadesine dönüştürüyor. Fütüristik tonlar, alışılmışın dışında dokular ve grafik efektlerle tasarlanan bu yeni palet, güzellik anlayışını yeniden tanımlarken kişiliğini özgürce ifade etmek isteyenlere hitap ediyor.

    Albümler, filmler, kitaplar...

    1
    Pedro Almodóvar - Bitter Christmas

    Pedro Almodóvar’ın Bitter Christmas adlı yeni filmi, 2026 Cannes Film Festivali ana yarışmasında yer alıyor. Yönetmenin yeni çalışması, yas duygusunu doğrudan anlatmak yerine renk, dekor ve kurmaca aracılığıyla nasıl taşıdığını araştırıyor. Film, annesinin ölümünün ardından kendini işe adayan bir reklam yönetmenini merkeze alıyor. Panik atakla kesilen bu kaçış, karakteri Lanzarote’ye ve hayat ile kurmaca arasındaki kırılgan sınıra sürüklüyor.

    2
    The Strokes - Reality Awaits

    The Strokes, modern indie rock’ın yönünü değiştiren diskografilerine yeni bir halka eklemeye hazırlanıyor. Yakında yayımlanacak Reality Awaits, grubun yıllardır koruduğu şehirli melankoli, keskin gitar çizgileri ve mesafeli romantizm estetiğini güncel bir bakışla yeniden yorumlayacak izlenimi veriyor. Reality Awaits, yalnızca yeni bir albüm değil; zamanla olgunlaşan bir grubun bugünün karmaşası, yabancılaşması ve süren arayışlarına verdiği yeni bir cevap olarak öne çıkıyor. Geçmişine yaslanmadan kendi mirasını taşıyabilen nadir topluluklardan biri için yılın en dikkat çekici müzik olaylarından biri olmaya aday.

    3
    Lena Dunham - Famesick

    Lena Dunham, yeni kitabı Famesick ile
    bu kez odağını görünür olmanın bedeline çeviriyor. Şöhretin cazibesi kadar yarattığı yabancılaşmayı, onaylanma arzusunu ve kimliğin nasıl parçalanabildiğini yine keskin zekası ve savunmasız açıklığıyla ele alıyor. Lena Dunham, kendi hikayesinden yola çıkarak daha geniş bir kültürel ruh halini okumaya devam ediyor. Bu da onu yalnızca bir yazar değil, dönemini kaydeden güçlü bir gözlemciye dönüştürüyor.

    Oyunlar, romanlar, beyazperde...

    1
    Haruki Murakami - The Tale of Kaho

    Haruki Murakami’nin 3 Temmuz’da yayımlanacak yeni romanı The Tale of Kaho, yazarın edebi evreninde küçük ama belirgin bir kırılmaya işaret ediyor. İlk kez anlatının merkezinde tek bir kadın karakter yer alıyor. Haruki Murakami’nin tanıdık dünyası -yalnızlık, gündelik hayatın içindeki kaymalar, rüya ile gerçek arasındaki geçirgenlik- bu kez farklı bir bakış açısından yeniden kuruluyor. The Tale of Kaho, büyük olaylardan çok içsel hareketlerle ilerleyen bir anlatı. Şehir, hafıza ve kimlik arasındaki ilişkiyi sessiz bir gerilimle açarken görünmeyenle teması daha kişisel, daha kırılgan ve daha yoğun bir alana taşıyor.

    2
    Nicolas Winding Refn - Her Private Hell

    Nicolas Winding Refn, Her Private Hell ile sinemaya dönüş yapıyor. 2026 Cannes Film Festivali’nde yarışma dışı seçkide gösterilecek film, yönetmenin uzun süredir kurduğu yapay güzellik, şiddet ve arzu evrenine geri dönüyor. Başrollerinde Sophie Thatcher ve Charles Melton’ın yer aldığı yapım, detaylarını şimdilik gizli tutsa da Refn sinemasının tanıdık kodlarını taşıyor: Şiddet, hipnotik yüzeyler ve kontrolünü kaybetmeye hazır bir gece atmosferi. Burada cehennem ahlaki bir mekan değil; görüntünün kendisi gibi duruyor.

    3
    Ballı Süt

    Anıl Can Beydilli’nin yazıp yönettiği Ballı Süt, 12 Mayıs’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşuyor. Geçtiğimiz yıl sahneye koyduğu Yıldız ile 27. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, 25. Direklerarası Seyirci Ödülleri ve Sadri Alışık Tiyatro Oyuncu Ödülleri’nde öne çıkan Anıl Can Beydilli, bu kez iki kız kardeşin geçmişle kurduğu kırılgan bağı sahneye taşıyor. Tülin Özen ve Nilperi Şahinkaya’nın performanslarıyla hayat bulan oyun, çocukluk evi ve ortak hatıralar üzerinden şekillenen sessiz bir yüzleşmeye odaklanıyor. Türkiye’nin son otuz yılına yayılan hikaye, aynı travmanın iki kardeşin hayatında bıraktığı farklı izleri hem duygusal hem de yer yer mizahi bir tonla sahneye taşıyor.

    Kreatif alanlar, yeni sergiler, galeriler...

    1
    Costume Art - The Met

    Metropolitan Museum of Art’ta 10 Mayıs’ta açılan Costume Art, modayı yalnızca tarihsel bir nesne olarak değil, görsel ve toplumsal bir sistem olarak ele alıyor. “Giydirilmiş beden” fikri üzerinden ilerleyen sergi, giysinin sadece koruma ya da süsleme aracı olmadığını; kimlik, statü ve arzu üretiminin de temel araçlarından biri olduğunu gösteriyor. Farklı dönemlerden seçilen parçalar, sanat tarihiyle kurdukları ilişki üzerinden yeniden okunuyor. Costume Art, modayı açık biçimde bir imaj üretim disiplini olarak konumlandırırken beden temsilinin tarih boyunca nasıl dolaşıma sokulduğunu da görünür kılıyor.

    2
    The Only True Protest Is Beauty - Fondazione Dries Van Noten

    Fondazione Dries Van Noten’da 25 Nisan’da açılan The Only True Protest Is Beauty, modayı endüstriyel üretim alanının ötesine taşıyarak zanaat ve malzeme üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Dries Van Noten’in Venice’te kurduğu vakfın ilk sergisi olan proje; tekstil, seramik, cam ve takı gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek estetiği bir direniş biçimi olarak konumlandırıyor. Burada güzellik dekoratif bir unsur değil, hız, tüketim ve standartlaşmaya karşı geliştirilen bilinçli bir yavaşlık pratiği.

    3
    Vivienne Westwood: Rebel - Storyteller - Visionary

    Vivienne Westwood’u yalnızca punk’ın asi figürü olarak değil, moda tarihini yeniden yazan güçlü bir anlatıcı olarak ele alan sergi, tasarımcının 1980’lerden 2000’lere uzanan üretimini kıyafet, aksesuar, ayakkabı, mücevher ve efemera üzerinden okuyor. Sergi, Vivienne Westwood’un tarihsel kostüm, İngiliz kimliği, politik tavır ve teatral silüetlerle kurduğu ilişkiyi görünür kılıyor. Sergi, 28 Mart–6 Eylül tarihleri arasında The Bowes Museum’da izlenebiliyor.