03
03
Gianni Versace: Bir Şehrin Hafızasında
Yazar Hakan Bahar
Bazı insanlar öldükten sonra geriye yalnızca eserlerini bırakır. Kimileri ise şehirlerin hafızasına karışır. Gianni Versace’nin adı benim için uzun yıllar boyunca bir markadan çok bir şehri çağrıştırdı. Miami’yi. Güneşin okyanusun üzerine ağır ağır indiği akşamları, tuz kokusunu, Ocean Drive boyunca uzanan palmiyeleri ve South Beach’in hiç bitmeyen yazını…
Otuzlu yaşlarımın başında bir süre Miami’de yaşadım. Hayatın ritmi burada saate değil, ışığa göre akıyordu. Sabahları bisikletime biner, Ocean Drive boyunca pedal çevirirdim. Kimi günler paçaları duble yapılmış yüksek bel beyaz keten pantolonum, çıplak ayaklarım ve güneşe teslim olmuş bedenimle; kimi günler ise yalnızca siyah bir Versace slip mayoyla… Miami’nin sıcağı insana fazlalıkları geride bırakmayı öğretiyordu. Giyinmek de yaşamak da daha hafifti. Yolum ise neredeyse her gün aynı evin önünden geçerdi: Casa Casuarina.
Palmiyelerin arasına gizlenmiş beyaz cephesi, Akdeniz’i andıran avlusu ve gösterişli taş kapısıyla bu ev, South Beach’in en dikkat çekici yapılarından biriydi. Turistler kapısında durup fotoğraf çeker, ben ise çoğu zaman bisikletimin hızını bile kesmeden önünden geçerdim. O yıllarda benim için yalnızca Gianni Versace’nin yaşadığı evdi. O evin hüznünü biliyordum. Ama bazı hüzünler bilinir, taşınmaz. Ben de onu öyle taşıdım — bisikletimin arkasında, hiç durmadan. Çünkü 15 Temmuz 1997 sabahı Gianni Versace, her zamanki yürüyüşünden döndükten sonra tam o merdivenlerde vurularak hayatını kaybetmişti. Bugün hala yerinde duran o birkaç basamak, bana ihtişam ile faniliğin birbirinden ne kadar ayrılmaz olduğunu hatırlatıyor.
Aradan yıllar geçti. Bu kez Paris’teydim. Musée Maillol’de açılan Gianni Versace Retrospective sergisini gezerken belleğim beni hiç beklemediğim bir yolculuğa çıkardı. Vitrinlerde duran elbiseler, altın işlemeler, Medusa motifleri, Pop Art baskıları ve opera sahnesini andıran siluetler arasında dolaşırken zihnim sürekli Miami’ye dönüyordu. Çünkü bazı sergiler yalnızca bir tasarımcının hayatını anlatmaz; insanın kendi geçmişini de sessizce önüne koyar. Bir zamanlar önünden kayıtsızca geçtiğim o ev, yıllar sonra bir müze salonunun ortasında yeniden karşıma çıkmıştı.
Paris’teki retrospektif de tam bu olgunlaşmanın sergisi gibi hissettirdi bana. Gianni Versace’nin dehası yalnızca gösterişli elbiseler yaratmasında değildi. Calabria’daki çocukluğundan Antik Yunan mitolojisine, Bizans mozaiklerinden Katolik ikonografisine, operadan Andy Warhol’un Pop Art dünyasına uzanan geniş bir kültürel hafızayı modanın diliyle yeniden kuruyordu. Onun tasarımlarına baktığınızda yalnızca kumaşları değil, resim sanatını, mimariyi, müziği ve Akdeniz’i de görüyorsunuz. Belki de bu yüzden Versace’nin dünyasında ihtişam hiçbir zaman yüzeysel olmadı; her zaman güçlü bir kültürel belleğin üzerine inşa edildi.
Serginin en güçlü yanı, bütün bu katmanları birbirinden ayırmaması. Bir odada Andy Warhol’un etkisini görürken, hemen ardından opera kostümleriyle, sonra da 1990’ların süpermodelleriyle karşılaşıyorsunuz. Naomi Campbell, Linda Evangelista, Christy Turlington ve Claudia Schiffer yalnızca podyumun yıldızları değil; Versace’nin kurduğu görsel anlatının yaşayan karakterleri olarak karşınıza çıkıyor. Madonna, Elton John, Prince ve Sting ise onun tasarımlarını giyen ünlüler olmanın ötesinde, modayı popüler kültürün merkezine taşıyan bu vizyonun ayrılmaz parçaları.
Versace’nin en büyük başarısı belki de buydu. Modayı sanatla buluşturmadı; zaten birbirinden ayrı olmadıklarını gösterdi. Defileleri birer gösteriye, kampanyaları kültürel olaylara, tasarımları ise çağın ruhunu taşıyan simgelere dönüştürdü. Bugün hala Andy Warhol baskıları ya da metal örgü elbiseleri yalnızca estetik değerleri nedeniyle değil, ait oldukları kültürel hafızayı taşımaya devam ettikleri için yaşıyor.
Musée Maillol’den çıktığımda hala Paris’teydim. Ama zihnim çoktan Miami’ye dönmüş, Ocean Drive boyunca uzanan palmiyelerin gölgesinde, beyaz bir evin önünde durmuştu. O an anladım ki bazı sergiler yalnızca bir tasarımcının geçmişini anlatmaz; insanı kendi geçmişiyle de karşılaştırır. Yıllar önce özgürlüğün peşinde bisiklet sürdüğüm o sokaklar, bugün bana Gianni Versace’nin mirasını fısıldıyordu. Bazı sergiler tarihi anlatır. En iyileri ise hafızanızı uyandırır.
Kapak Fotoğrafı: Lord Snowdon / Trunk Archive