21
21
Görüş Alanı
Yazar Selin Yıldız
Fotoğraf: Mustafa Nurdoğdu
Moda Editörü: Damlasu Tuğtekin
Daha üç buçuk yaşındayken kamerayla tanışmışsın. Mesleğe bu kadar erken başlamak seni daha mı hızlı olgunlaştırdı?
Çocuk yaşta bu mesleğe başlamanın beni olgunluktan ziyade daha “farkında” biri kıldığını düşünüyorum. Çok hayatın içerisinden, insanla ilişkili bir sanat kolunda üretiyorum ve bu da kalbimi cesurca açık tutmakla ilgili bir şey öğretti bana.
Sürekli görünür olmak senin için nasıl bir his? Bu görünürlükle kendi iç dünyan arasında bir mesafe kurabiliyor musun?
Benim görünürlüğü okuduğum yer görünürlüğümün boyutu değiştikçe dönüşmeye başladı. Bundan iki sene önce görünürlük benim için sadece birilerinde varlığımın kıymetli olmasından ibaretti ve bundan herhangi bir korku duymuyordum, deneyimim de buna yetmiyordu. Bugün 22 yaşıma bir ay kala sanırım daha kapsamlı düşünüyorum... Bütün bu karmaşanın arkasında ben henüz 21 yaşındayım. Onlarca etiket ve ses arasında kendime bir kimlik inşa etmeye çalışıyorum. Artık bu görünürlüğü daha dikkatli kabul ediyorum.
Sinemadaki ilk deneyiminde, Emin Alper imzalı Kız Kardeşler’deki Havva karakteriyle Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandın. Çok genç yaşta bu denli ağır bir hikayenin içinde bir karaktere hayat vermek nasıl bir deneyimdi?
Kız Kardeşler benim olabilecek en sağlam ve güvenli ellerde sinema adına bir şeyler yapmaya adım attığım ilk yer. Bu yüzden hem kariyerim hem hayatım boyunca bende yeri hep çok başka olacak bir film. Emin Hoca’dan muhteşem bir oyuncu yönetmenliği gördüm ve bu girift dünyanın altından tüm ekiple birlikte kalktık. Hiç yalnız kalmadım ve hala müthiş bir gururla hatırlıyorum.

Beyaz atlet, siyah askılı elbise PRADA

Beyaz polo kısa kol triko, lacivert kısa kol polo triko BEYMEN COLLECTION
Gri uzun kol polo triko STELLA MCCARTNEY X HM Bej asimetrik etek LOEWE/ BEYMEN Beyaz stiletto, JACQUEMUS/BEYMEN Taşlı bileklik Editörün Arşivi

Kırmızı uzun elbise GANNI/VAKKO

Gri fırfır detaylı atlet STELLA MCCARTNEY/BEYMEN
Bej balon pantolon RONNY KOBO/VAKKO Siyah deri topuklu ayakkabı MANOLO BLAHNIK/BEYMEN

Pembe poplin crop üst, mavi poplin gömlek, lacivert kaşmir hırka yelek, mumlu süet üst, kid mohair pantolon MIU MIU

Bej drapeli ceket, RONNY KOBO/VAKKO Çiçek desenli saten şort GANNI/VAKKO

Kahverengi gri midi elbise MAISON MARGIELA/ BEYMEN Siyah deri loafer LEMAIRE/BEYMEN

Kırmızı uzun elbise GANNI/ VAKKO Siyah deri sneaker MAISON MARGIELA/BEYMEN Çorap M&S. Saç: Zeynep Dombaycıoğlu Makyaj: Elçin Mutlu Prodüksiyon direktörü: Sena Yavuz Fotoğraf asistanı: Selim Kılıç Moda editörü asistanı: Zeynep Özgüder Saç asistanı: Valbona Shaban Prodüksiyon asistanı: Eylül Kaya
Şu an Sevdiğim Sensin’de Dicle karakteriyle, yine oldukça sert ve gerçek bir hikayenin içindesin. Ülkemizdeki “Dicle’leri” temsil etmek... Bu empatiyi kurmak sana neler katıyor; ağır yanları var mı senin açından?
Oldukça var. Yine burada da bu empatiyi tek başıma kurmamanın konforu içerisindeyim. Dicle’nin fizikselliğinden tut duygularına kadar, bulunduğu hal içerisinde hiçbir şeyi “romantize etmeden” üretmeye gönlü olan şahane bir ekiple çalıştım. Onun yüzündeki lekelerle, yıpranmış saçları, yıpranmış elleriyle, olabilecek en gerçek haliyle çıkmasını istedik. Kalbimizi kırsın, farkında olmadığımız coğrafyaları da önümüze getirsin ama içimizi temizlesin, bize kabul edip çiçek açmayı hatırlatsın istedik. Neyse ki bugün geldiğimiz yerde öyle de olduğunu görüyorum. Onunla geçirdiğim bir yılın sonunda ise hem yorgun hem buruk fakat aynı zamanda çok temizlenmiş hissediyorum.
Yer aldığın Balina oyunu da keza yoğun bir hikayeydi. Tiyatroyla ana akımı kıyasladığında performans anlamında ne gibi farklar doğuyor sence?
İki kanalda da üretmenin bambaşka hazları ve zorlukları var. Ulusal kanallarda müthiş bir dopaminle çok hızlı hissederek çalışıyorsun ama bazen seri üretim senin yaratıcı bir iş yaptığın bilgisini kaybetmene sebep olabiliyor. Tiyatro ise aynı metin üzerinde derinleşmeni ve aynı karakteri defalarca performe ederek o karakterin gidebileceği yerleri keşfetmeni sağlıyor. İnsanın da bazen stabiliteye bazen harekete ihtiyacı oluyor.
İstanbul Ansiklopedisi dizisi boyunca karakterin hem kendi içinde hem de dış dünyayla yaşadığı çatışmayı, şehir-kimlik ilişkisini izledik. Peki senin gözünden İstanbul nasıl bir yer?
Hayatım boyunca İstanbul hariç hiçbir şehirde yaşamadım ancak İstanbul Ansiklopedisi ile beraber bu şehir benim için çok başka bir anlam kazandı. Zehra ile beraber sanki yaşadığım şehrin sokaklarını tekrar gezmiş gibi hissediyorum kendimi. Bugün şiddetle Beyoğlu’na taşınmak, İstanbul’un tam kalbinde yaşamakla ilgili bir arzu hissediyorum mesela. İstanbul Ansiklopedisi’nin İstanbul’u okuduğu yerin güzelliği, Helin’in de bu şehirle kurduğu bağı yeniden şekillendirdi.
Hem bağımsız sinema tarafında hem de geniş kitlelere ulaşan yapımlarda yer aldın. Teklif gelen projelerde seçim yaparken türüne ve koşullarına mı dikkat ediyorsun genelde yoksa seni çeken hikaye mi oluyor?
Aslında bir karaktere beni çeken ilk olarak her zaman duygularım oluyor. Kalbimin olduğunu düşündüğüm her hikayenin bir parçası olmakla ilgili heyecan duyuyorum. Yaptığım hiçbir işi de bağımsız ya da prodüksiyonlu olarak ayırmıyorum.
Nassim Soleimanpour’un Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan oyununda metni sahnede ilk kez açtığın bir performans sergiledin. Bu deneyim senin için ne ifade ediyordu, sahnede neler hissettin?
Oyunculuğa çocuk yaşta başladım ve o zamanlar bu mesleğin yapış biçimi benim için tamamen çok eğlenmek ve sadece yapmakla ilgiliydi. Yaş aldıkça ise bu eğlence yerini bir disipline bıraktı. Elbette bu disiplini çok seviyorum ama anda kalmak ve sadece hissettiğinle hareket etmeye dair bir sürü şeyi de çok özlemiş haldeyim; oyunu yapmakla ilgili en büyük motivasyonum da bunu geri kazanmaktı. Metne dair hiçbir şey bilmiyordum, hiç prova yapmadım. Bir başarı kaygısı olmadan sadece eğlenmek ve yapmak adına sahneye çıktım. Çok da keyifli bir temsil geçirdim.
Oyunculuk haricinde farklı sanat dallarının hayatındaki yeri nedir? İlham bulduğun farklı alanlar var mı?
Bu soruyu hep çok başka bir yerden cevaplıyorum çünkü yaptığım mesleğin çalışma temposu başka bir şey üzerine kanalize olmama olanak vermiyor. Bu yüzden ilham bulduğum şey hep yaşadığını hissetmek üzerinde kaldı. İyi bir film izlemek, okumak, bir yere oturup insanları izlemek, arkadaşlıklar, ilişkiler, biriktirmek... Bunların hepsi benim görüş alanımı açıyor.