08
08
HEY FEYB: SIZE MATTER
40, 41, 42, 43, 44… Kadın ayakkabısında seçeneklerin azalmaya başladığı yerde HEY FEYB’in koleksiyonu başlıyor. Kendisi de 43 numara giyen Feyza Baltacı’nın yıllarca kendi dolabında yaşadığı bir eksikten doğan İstanbul merkezli marka, büyük numarayı standart bir ayakkabının büyütülmüş hali olarak değil, tasarımın çıkış noktası olarak ele alıyor.
Yazar Kumru Yaren Cengiz
Moda her bedene hitap ettiğini söylemeyi seviyor, ayakkabılarda ise tablo hala biraz farklı. Feyza Baltacı bunu yıllarca kendi ayakkabı alışverişlerinde yaşadı. Beğendiği modelde numarasını bulamamak, bulduğunda birkaç seçenek arasından tercih yapmak zorunda kalmak, estetikle rahatlık arasında seçim yapmak… 43 numara ayakkabı giyen Feyza’nın kişisel meselesi zamanla HEY FEYB’in çıkış hikayesine dönüştü.

Marka yalnızca 40–44 numara kadın ayakkabıları üretiyor. Modeller hazır bir kalıbın birkaç numara büyütülmesiyle değil, büyük numara ayağın değişen oranları düşünülerek tasarlanıyor. Gerçek deri, minimal detaylar ve sade silüetlerle hazırlanan koleksiyonlar İstanbul’daki atölyelerde, küçük partiler halinde üretiliyor.
Adındaki “HEY” bir seslenişten, “FEYB” ise Feyza’nın isminden geliyor. Kendi numarasında giymek istediği ayakkabıları aramakla başlayan hikayeyi ve HEY FEYB’in nasıl ortaya çıktığını Feyza Baltacı’yla konuştuk.
43 numara ayakkabı giyiyorsunuz. Çocukluğunuzdan bugüne ayakkabıyla ilişkiniz nasıldı?
Ayakkabıların benim dünyamda kıyafetlerden hep ayrı bir yeri oldu. Çocukluğuma baktığımda, bana alınan giysilerden çok, ayakkabılarımın hafızamda bıraktığı izleri net hatırlıyorum. Demek ki o yaştan başlayan içgüdüsel bir ilgim varmış. Fakat maalesef ergenlikle birlikte bu ilişki biraz sancılı bir hal aldı. Ayak numaram büyüdükçe aradığım estetikte seçenek bulmak giderek zorlaştı. Bir noktadan sonra, “Nasıl olsa numaram yoktur” kabullenişiyle beğendiğim modellere bakmayı bile bıraktım. Ayakkabı alışverişi, tarzımı yansıtan bir arzuyu tatmin etmekten çıkıp ayağıma sığabilen bir şey arama çabasına dönüştü. Uzun yıllar devam eden bu mesafeli ilişkinin ardından, bugün bir ayakkabı markası kurucusu olmam hayatın tatlı bir ironisi olsa gerek.

HEY FEYB fikri ne zaman “Keşke böyle bir marka olsa”dan “Ben bu markayı kuracağım”a dönüştü?
Bu fikir aslında çok uzun yıllardır zihnimin bir köşesinde demleniyordu. Zaman zaman sadece bir şaka, zaman zaman bir başkaldırı olarak... Hayatımın bir kırılma, bir dönüşüm evresinde, yıllardır ertelediğim bu arzuyu artık ete kemiğe büründürmek istedim. “Hayatımın akışını bir süreliğine kenara bırakıp bunu denemek bana ne kaybettirir?” sorusunu kendime samimiyetle sorunca, yol önümde kendi kendine belirdi aslında. Ve tabii ki buna eşlik eden biraz cesaret, biraz da hayatımda yapmak istediğim köklü bir değişim arzusu... Yıllardır çözüm üretmek istediğim o probleme bir çare gelmesini beklemek yerine, sorumluluğu alıp hikayeyi kendim yazmaya karar verdim.
Markayı kurmadan önce yıllarca arayıp da kendi numaranızda bulamadığınız nasıl ayakkabılar vardı? Bugün koleksiyonda onların izini görüyor muyuz?
Kesinlikle, hatta koleksiyonun omurgasını onlar oluşturuyor. En çok da zamansız babetler ve minimal, karakterli deri ayakkabılar... Aradığım şey aslında abartıdan uzak, rafine ve gündelik ritmime uyum sağlayabilecek temel parçalardı ve tabii ki benim numaramda hiçbir zaman var olmayan o ayakkabılar. HEY FEYB de bu eksikliğin doğurduğu motivasyonla hayata geçti. İlk koleksiyon, büyük ölçüde yıllarca kendi gardırobumda arayıp da bulamadığım o "kayıp parçalardan" oluştu diyebilirim. Aynı zamanda yılların getirdiği o seçeneksizliğin içinde bir canlılık yaratma arzusuyla, sanırım düşündüğümden çok daha renkli ve enerjik bir ilk koleksiyon ortaya çıktı.
Büyük numara bir ayakkabıyı tasarlamak, aynı modeli birkaç beden büyütmekten nerede ayrılıyor?
En başta oran algısında ayrılıyor. Bir tasarımı matematiksel olarak ölçeklendirip büyüttüğünüzde; küçük numarada son derece dengeli ve zarif duran bir form, büyük numarada tüm estetik dengesini kaybedebiliyor. Burun uzunluğu, yüz açıklığı, taban kalınlığı ve ökçe oranlarını en baştan, adeta mimari bir ölçekle yeniden kurgulamanız gerekiyor. Üstelik milimetrik sapmalar bile ayakkabının hem silüetini hem de konforunu doğrudan etkileyebiliyor. Tüm bu estetik kaygıların yanında, belki de en önemlisi, sektörün yerleşik üretim koşulları ve yan sanayinin sunduğu sınırlı imkanlarla mücadele ediyorsunuz. Hayal ettiğiniz formu her zaman birebir üretime geçiremeyebiliyorsunuz; esnemek zorunda kaldığınız anlar çok oluyor. Benim için bu yolculuğun en zorlu ama bir taraftan da zihni en çok besleyen yaratıcı tarafı, bu sınırların getirdiği o estetik dengeyi tutturabilmek.
Koleksiyonu oluştururken önce kendi giymek istediğiniz ayakkabılardan mı başladınız, yoksa başka kadınlardan duyduklarınız tasarımları değiştirdi mi?
İtiraf etmeliyim ki başlangıçta tamamen kendi estetik arayışım ve gardırop ihtiyacım belirleyiciydi. Yıllardır bulamadığım modelleri hayata geçirme fikri, markanın ana kalkış noktasıydı zaten. Fakat HEY FEYB somutlaştıkça ve farklı kadınların hikayelerine, deneyimlerine dokunmaya başladıkça tabii ki o ihtiyaçlar da modelleri oluşturma sürecinde belirleyici oldu ve olmaya devam ediyor. Hatta daha çok edecek.

Müşterilerinizden gelen talepler arasında sizi şaşırtan bir model, renk ya da ayakkabı tipi oldu mu?
Sivri burunlar! Başlangıçta koleksiyona katmayı hiç düşünmediğim bir formdu. Hem kalıp açısından daha hassas olmaları hem de ayağı görsel olarak olduğundan daha uzun gösterme riski nedeniyle özellikle mesafe koyduğum bir siluetti. Ama belli ki büyük numaralarda da o güçlü ve iddialı sivri burun formu aranıyormuş. Kendi estetik ön yargılarımın koleksiyonun potansiyelini sınırlamasına izin vermemem gerektiğini ben de böylece fark etmiş oldum. Şimdi sivri burunlu modeller üzerinde de çalışıyoruz.
“HEY” bir sesleniş, “FEYB” ise sizin isminizden geliyor. Markaya kendi hikayenizi bu kadar doğrudan dahil etmek başından beri istediğiniz bir şey miydi?
Aslında hayır. Marka isim arayışımız çok daha farklı eksenlerde ilerlerken bir anda ortaya çıkan bu isimle, markanın kişisel hikayemden filizlenmesi çok organik gelişti. Markanın sadece benim kimliğimle sınırlandırılmasını istemiyordum ama HEY FEYB adının samimi, oyunbaz ve doğrudan enerjisini de çok sevdim. Çok sevdiğim ve yaratıcılığına çok güvendiğim metin yazarı arkadaşım Melis Gizer, markamın isim annesi oldu. “HEY”, hem sıcak bir karşılama hem de modada yıllardır görmezden gelinen bir ihtiyaca yapılan zarif ama güçlü bir çağrı. İsmimin varlığı hikayenin nereden doğduğunu hatırlatıyor; ama tabii ki asıl isteğim, HEY FEYB'in zamanla pek çok kadının kendi özgün hikayesini bulduğu ortak bir alana dönüşmesi.

Hikaye 43 numarayla başladı. Bundan sonra HEY FEYB'i nereye götürmek istiyorsunuz?
Öncelikli hedefim; mevcut modellerimizi ve kalıplarımızı geliştirmeye devam etmek, özellikle farklı ayak anatomilerine adapte olabilen, konfor standardı sürekli yükselen tasarımlar sunmak. Bununla birlikte beden aralığımızı genişleterek 45, hatta 46 numara gibi daha da kapsayıcı ölçülere ulaşmayı da değerlendiriyorum. Gelecekte HEY FEYB’in, estetik kaygısı olan ama numara engeline takılan tüm kadınlar için küresel ölçekte bir sığınak olmasını arzuluyorum. Önceliğimiz büyük numaralar ama. Ancak bir yandan en çok istediğim; ileride ölçek büyürken markanın ruhunu koruyabilmek. Çok sayıda hızlı üretim yapmaktansa; özenle tasarlanmış, zamansız, nitelikli ve uzun yıllar gardıroplarda kendine yer bulacak parçalar üretme felsefemizden ödün vermeden ilerlemek istiyorum.
Fotoğraflar: Seçkin Güngör