11 May 2026

Kendini Bilme Sanatı: To Be “Well” House

Sahnedeki zarafetiyle tanıdığımız Tuba Ünsal, yaşadığı genetik hastalık sonrası başlayan içsel ve fiziksel iyileşme yolculuğunu, kurduğu To Be “Well” House’ta ortak bir deneyime dönüştürüyor. İyi olma halini zihin, beden ve duygular arasında kurulan bir denge olarak ele alan bu yeni alan, onun kişisel yolculuğunun doğal bir uzantısı.

  • Yazar Sena Yavuz 

  • Fotoğraf: Pelin Kaçar

    Röportaj: Sena Yavuz 

    To Be “Well” House’u doğuran, içten ve dıştan olmak üzere bütünsel iyileşme sürecinizi başkalarıyla da paylaşmanıza yol açan spesifik bir farkındalık anı var mı? 

    Aslında tek bir an yok, bir birikim var. Ama bir noktada şunu çok net fark ettim: İnsan hayatını dışarıdan ne kadar “iyi” kurarsa kursun, içeride bir düzensizlik varsa o hayat sürdürülebilir olmuyor. Ben uzun süre hayatı yönetmeye çalıştım. Sonra hayatın beni yönettiği anlardan geçtim. Ve asıl dönüşüm, kontrol etmeyi bırakıp anlamaya başladığım yerde oldu. To Be “Well” House da tam olarak bu farkındalıktan doğdu: İyileşmek bir sonuç değil, bir ilişki biçimi. Kendinle kurduğun ilişki.

    Platform başarı, para ve ilişkiler gibi hayatın en temel alanlarını bilinç dışı üzerinden ele alıyor. Bu yaklaşım, kullanıcıya pratikte nasıl bir fark yaratmayı hedefliyor?

    Hayatımızın büyük kısmını bilinçli seçimlerimizle değil; bilinç dışı kalıplarımızla yaşıyoruz. İnsanlar genelde şunu yapıyor: Davranışı değiştirmeye çalışıyorlar ama altyapıyı hiç sorgulamıyorlar. Bizim yaklaşımımız sorunu çözmek değil, sistemi görmek. Para, ilişki, başarı... Bunlar sonuç. O sonuçları üreten iç mekanizma değişmeden, hiçbir şey kalıcı olarak değişmez. To Be “Well” House’un hedefi, insanın kendi iç yazılımını fark etmesi çünkü farkındalık geldiğinde, değişim zaten kaçınılmaz oluyor.

    Hayatın bu kadar somut alanlarını bilinç dışı ve farkındalık üzerinden yeniden tanımlamak bireye ne kazandırır? Kontrol mü, özgürlük mü?

    Kontrol bir illüzyon. Gerçek olan özgürlük. Ama o özgürlük, “her şeyi yapabilmek” anlamına gelmiyor. Kendi seçimlerinin sorumluluğunu alabilmek demek. İnsan kendini tanımadığında kontrol etmeye çalışır. Kendini tanıdığında ise yön verir. Bu çok ince bir fark ama hayatın kalitesini tamamen değiştiriyor.

    Aşk acısı çoğu zaman dışarıdan basit ya da geçici bir duygu gibi görülüyor... Sizce neden bu kadar hafife alınıyor ve insan bu acının içinden geçerek ne öğrenir?

    Aşk acısı, sadece bir ilişki kaybı değil. Bir kimlik kaybı. İnsan aslında karşısındaki kişidense aslında o kişiyle kurduğu kendini kaybediyor. Bu yüzden acı bu kadar derin hissediliyor. Ve bu yüzden de çoğu insan bu acıyı küçümsüyor çünkü onunla gerçekten yüzleşmek çok zor. Ama doğru yaşandığında aşk acısı bir kırılma değil, bir uyanış oluyor. Hatta insana şunu öğretiyor: Sevilmek için kim olduğunu kaybettiğin yerde, aslında kendini terk etmişsindir.

    Duygusal iyileşme sürecinde en zor ama en kritik eşik nedir? İnsan en çok neyle yüzleşmekten kaçıyor?

    Kendini kurban olarak görmekten vazgeçmek. Bu çok sert bir eşik çünkü o noktaya kadar herkes bir hikayenin içinde kendini haklı hissediyor. Ama iyileşme haklı olmakla değil, dürüst olmakla başlıyor. İnsan en çok kendi rolünü görmekten kaçıyor çünkü o zaman değişmek zorunda kalıyor.

    Son dönemlerde hayatımızı manifest ederek dönüştürme fikri çok popüler... Sizce bu yaklaşım ne kadar gerçekçi?

    Manifest etmek bir sonuçtur, başlangıç değil. İnsanlar çoğu zaman zihinsel olarak bir şeyi istediklerini sanıyor ama bilinç dışı tamamen başka bir şeye tutunuyor. O yüzden de “istiyorum ama olmuyor” döngüsü oluşuyor. Gerçek dönüşüm, önce içsel çelişkiyi çözmekle başlar. İçeride netlik yoksa, dışarıda yaratım da olmaz.

    To Be “Well” House’un arkasındaki Tuba ile ekranlarda gördüğümüz Tuba Ünsal arasında nasıl bir fark var?

    Ekrandaki Tuba bir rol. To Be “Well” House’un arkasındaki Tuba ise o rolleri bıraktığım yer. Ama aslında bu bir ayrım değil; bir bütünleşme süreci. Eskiden farklı kimliklerim vardı, şimdi daha az rolüm var ve daha çok kendimim.

    “Eğer sen de daha iyi hissetmenin yollarını arıyorsan, yalnız değilsin” diyorsunuz... Nereden başlamalı?

    Kendine karşı dürüst olmaktan. İnsanlar genelde çözüm arayarak başlıyor ama doğru başlangıç, gerçeği görmek. Şu an neredeyim? Ne hissediyorum? Ne yapıyorum da ama aslında bana iyi gelmiyor? Bu sorular küçük gibi görünür fakat bütün kapıları açar.

    To Be “Well” House’un nasıl bir yapıya dönüşmesini istiyorsunuz? Bir marka mı, bir topluluk mu yoksa daha bütünsel bir alan mı?

    Bir marka olmasını amaçlamıyorum. Bir referans noktası gibi hayal ediyorum. İnsanların kendilerine dönebildikleri, güvenli ama aynı zamanda dönüştürücü bir alan. Evet, ürünleri olacak. Evet, bir topluluğu var. Ama özü şu: İnsan hayatına gerçekten dokunan bir sistem kurmak. Trend değil, yapı. Geçici değil, kalıcı.

    Saç ve makyaj: Neriman Eröz

    Fotoğraf Asistanı: İlayda Aşık