31 Eki 2026

Bir tutam huzursuzluk: KALAMIŞ

Bu yazıdan bir tatlı huzur değil çocukluk, ilkgençlik, yetişkinlik, annelik hepsi ya da hiçbiri çıkabilir. Her birine dair birer anı, koku, su, bulut, deniz manzarası, güneş doğuşu ve batışı, Kalamış gibi tam olarak nerede başladığı ve nerede bittiği belirsiz ama kalıcı bir coğrafyaya doğan ve büyüyen ve halen daha yaşayan herkes için son derece makul olacağı gibi...

  • Yazar Ayşegül Sönmez 

  •  


    Bir iki hatta üç hamle yurt dışında -Roma, New York- yaşamak için yaptıysam, az buçuk Teşvikiye biraz Abbasağa Parkı civarında oturduysam da hep Kalamış'ta doğdum büyüdüm ve yaşadım.


    Kendimi bildim bileli Feneryolu ışıklardan burna, burundaki yaşlı ağaçlar meskeni parktan eve, evden kulübe, kulüpten marinaya, marinadan Yoğurtçu'ya, oradan Moda'ya, oradan Yoğurtçu'dan tekrar marinaya gittim geldim.
    Kalamış'ta pek çok tarih üst üste. Yan yana. En son bir apartmanda Dalyan Club'ın karşısında, Justiniaus döneminde İmparatoriçe Theodora için inşa edilen yazlık saraya ait su sarnıcı bulundu. Tam da kentsel dönüşüm için yıkılan apartmanın altından çıktı bu. Restore edildi edilmesine de malik sahipleri hala evlerine dönemediler. Evin ne olacağı belirsiz.


    Şu anda kentsel dönüşüm adı altında tüm Kalamış "under construction". Yaşlı ev sahipleri daha evleri yıkılırken hastalanıyorlar. Sığındıkları evlerde ya da yatmak zorunda kaldıkları huzurevlerinde evsiz vefat ediyorlar.
    Bazılarının kürkleri bende. Astraganlanı ya da tavşan ya da vizon yakalı tilki kürk mantolarını bana yolluyorlar. Bir miras; Gypsy Kings dinledikleri, oğlunun ilk adımını attığı salonlarında şahit oldukları, o genç kadına bir armağan.


    Mahalle hiç olmadığı kadar dönüşüyor. Onlarsız yeni gelenlerle bol bol kafeye sahip, iki bari bile var. Yenilenen evlerin balkonları olmadığı için belki daha çok kafeye gidiliyor. Acı üçüncü tür kahvelere daha çok rağbet bundan, kim bilir?
    Kalamış yani Khalkedon burası. Khalkedon, Konstantinopolis kurulmadan önce. Sonra Bizans. Eron isimli mezarlığı olan Hera adında tapınağın mekani. Sasani istilasında yıkılacak ta ki Bizans kralı Justiniaus devrinde Fenerbahçe yine yükselecek. Hera Tapınağı yıkılacak yerine Hieria ile bilinen muhteşem bir yazlık saray yapılacak. Hemen yanına Meryem Ana adına bir kilise, Thedokos. Ve önüne denize kırk metre boyunda bir mendirek.

    Süreyya Operası

    Bu önemde Kalamış yani Hierea. Saray daha sonra 754 gibi ikonoklast tartışmalarına da sahne olacak. Saraydaki tüm dini figürler kaldırılacak hatta.
    Kalamış her zaman görkemli sarayları ve bereketli bahçeleriyle anılan üzümüyle meşhur bir yer. Papaz eriği gibi çavuş üzümü buradan geliyor. İmparator üzümü, çavuş üzümü. Bağbozumu festivallerinin en gözde yeri yine Kalamış.


    Bugün keşke bir replikası olsa dediğim bir heykel  
    var. Bugün burunda fenerin olduğu yerde Hera heykeli var o zamanlar büyük kayalıkların üzerinde. Bu heykel denizcilere yol gösteriyor. Kanuni Sultan Süleyman da Fener Kulesi'ni tam buraya yaptıracak. Ondan sonra Fenerbahçe olacak buralar.
    Leventen köşkleri, Rum meyhaneleri, gazinolar, Eftalya'nın sesi ile anılmaya başlanacak. Sandalların içinde onu dinleyenlerle.
    Atatürk'e mutlaka burada bir yazlık ev yaptırması salık verilecek. 1937 yılında Atatürk, Fenerbahçe'ye tarçın renkli takım elbisesiyle gezmeye geldiğinde.... "Böyle güzel bir yerin halkın kullanımında olması gerekir" diyerek yazlık istemeyecek. Aslında Atatürk'ün Kalamış'a bir ziyareti daha var. 1927'de. Ankara motoruyla Kalamış Koyu'na geliyor. Bir başka gece de Belvü Gazinosu'na gidiyor. Atatürk'ün İsmet İnönü ve Kâzım Özalp'le Belvü'de Deniz Kızı Eftalya'yı dinlediği, koyun Eftalya'yı dinlemeye gelen insanlarla dolu sandallarla çevrildiği anlatılıyor.

    Moda Sahili


    Onun sayesinde bugün 250 yaşında sakız ağaçları, 70 yaşındaki çam sakızı ağaçları, ellerindeki meşeleri ve rengarenk dünyanın en güzel gözlü kedileriyle Fenerbahçe burnu hala halkın, bizim.
    Kalamış'ta doğduğum yıl, 70'lerin ortası. Sahil şeridi hala betonla dolmamış. Sayfiye buralar. Hala. Yazıları Kalamış Sahil sinemasında çok rahatsız ahşap sandalyelerde gazoz içerek film izlenebiliyor. Rumların 1890'larda İstanbul'da icat ettiği gazozlar çeşit çeşit. Kalamış Sahil Sineması'nda en çok tercih edilen Olimpos ve Kocataş. Kızıltoprak'ta açıkhava sinemasında Conan izleyeceğim zaman geldiğinde ben Çamlıca içeceğim. Todori Meyhanesi'nin bahçesinde büyüsem ve oğlumu da orada büyütsem de orada içmeye daha var.
    Ağabeyimle aynı yuvaya gidiyoruz. O Kalamış'ta, Doktor Faruk Ayanoğlu Sokak'ta. Hemen birahanenin yanı. Sakallı bıyıklı erkekler köpüklü sarı bir şey içiyor. Bundan çok içmek istiyorum ama ona da daha var.
    Yuvamız aslında bir okul. Feneryolu Olgunlaşma Enstitüsü. O zamanın İsmekler'i gibi düşünebiliriz. Kadınlar burada dikiş dikmeyi öğreniyor. Hazır hamurdan seramik kolye uçları, panoları yapıyor. Kalamış'ta 1970'lerin ortasından itibaren seramik panosuz apartman cephesi yok neredeyse... Cihat Burak'ın bezediği saksılar var mesela ev önlerinde.


    Yuvanın mozaik kaplama ferforje, kubik siyah bir merdiveni son derece Art Deco bir mimarisi var. Oraya giderken mutlu değilim. Yandaki birahaneye gidip köpüklü sarı içecekle yüzüme beyaz bıyık yaptığımı hayal ediyorum. Ağlıyorum. Sonra enginarı geliyor. Anneme "siz bana bırakın" diyor, kulağıma eğer okulda gitmezsem onun gibi enginarı olacağımı söylüyor. Ellerini gösteriyor, enginarı ayıklamaktan ve üstlerine limon sıkmaktan paramparça görünüyor. Koşa koşa yuvaya gidiyorum.
    Çıkışta da bu kez eve dönmek istemiyorum. "Burada kalacağım", diye tutturuyorum. Merdivene yapıştığım gibi bırakmıyorum. Annem "Kırtasiyeye uğrayacağız" deyince hemen yola koyuluyorum. Annem kırtasiyeden kitap da alıyor, defter, kırmızı kalem de. Burası bir kırtasiyeden çok daha fazlası... Kırtasiyenin sahipleri aynı zamanda kitap yayıncıları. Bu yayınevinin kurucusu ise bir kadın aktivist. İnsan hakları savunucusu. Bir düşünce suçlusu. Aranıyor. Oysa ben arananların sadece o dönem okuduğum ve yazıları bazen kapının önünde sattığım Red Kit ve Tommiks'deki haydutlar olduğunu düşünüyordum. "O bir düşünce haydutu mu" diyormuş anneme... Annem "O nasıl söz... ANZ, Kürt, Ermeni, Rum, Pontos, Yahudi, Çerkez herkese kucak açan onlarla ilgili kitaplar basan bir yayıncı" diyor. Bunları her kırtasiyeye gittiğimde konuşuyorlar. Çoğunu anlamıyorum. Büyüyünce gazeteci olup ANZ ile artık Cağaloğlu'ndaki Belge Yayınevi'ne gidip bir söyleşi yaptığımda konumuz yasak kitaplar olacak.

    Mustafa Kemal Atatürk, Fenerbahçe Ziyareti


    Babam liseyi okumak üzere Karadeniz'den Kalamış'a gelmiş, dedem semtin Rumları'nı üçüncü oğlunu Rumca teslim etmiş. Tavla sonrası bir akşamüstü. Babam kısa sürede annemi ve arkadaşlarını tanıyacak semtin yaşlıları için huzur kaçırmaya başlayacaklar. Devrimci olacaklar Kalamış, bir gençin plajlar, konserler ve rock'n'roll'u bırakıp devrim yapması için fazla güneşli bir yer olsa gerek.
    Yuvanın hemen yanında Aziz Nesin'in eşinin Meral Teyze'nin de müstakil bir evi ve bir köpeği. Doberman. Ondan o kadar çok korkuyorum ki... Polislerden, düşünce haydutlarını arayanlardan, Aziz Nesin'in kitaplarını yasaklayanlardan ve bir de bu Doberman'dan çok korkuyorum. Adını bile hatırlamıyorum. Ona Doberman diyorum. Simsiyah ve çok güçlü.


    Çocukluğumdan Aziz Nesin kitaplarım, Todori kalacak bir de "burunpark" ve elbette deniz. O tuzu az yosunu bol Marmara. Denizanasını bile sevdiğim Marmara...
    Todori, 1920'lerde Rum Todori Çarkas tarafından Kalamış-Fener Caddesi üzerinde, vapur iskelesine inen yolun sol tarafında, Rum Ortodoksu Kilisesi ile Rum ilkokulunun arasındaki asırlık çınar ağacının dibinde... Önce "Kalamış Aile Çay Bahçesi" ismiyle açılmış, zamanla Cumhuriyet dönemi ilk yıllarında ve 1950'lerde efsanevi bir meyhaneye dönüşüyor. Anneannemle Moda'da kaldığımda Dorik sütunlu Moda caddesinde evin hemen altındaki sahaf gün içinde kitabı bitirir getirirsen ücret almıyor. Günde iki kitap bitiriyorum bu sayede. Sonra akşam yemeğine Fehmi Lokantası'na gidiyoruz mutlaka.
    Süreyya Sineması eski Süreyya Operası ilk konser izlediğim salon. Sermet Muhtar Alus, eski Kalamış'ı anlatırken kelimeyi doğrudan "deniz kenarında bulunan sazlık, kamışlık" olarak açıklıyor. Hatta adın kokulu bir bitki olan calamus/kalamış ile ilgili olduğunu söyleyenlerle hafifçe dalga geçiyor.
    Bizans'ın saray ve sayfiye peyzajı başka bir biçimde Osmanlı'nın bahçe, mesire ve deniz kültürüne eklenirken bugün bu tuhaf kentleşmenin eklenecek hiçbir yerinin olmaması acıklı geliyor. Bu kadar çok apartman yapılırken sürekli ağaç kesilmesi. Reşad Ekrem Koçu'nun meşhur İstanbul Ansiklopedisi'nin Belvü maddesiyle büyük tezatlık oluşturuyor.


    Koço, bu maddede, Fenerbahçe'deki selvilerin ve sakız ağaçlarının altında oturanları, trenle ve vapurla gelenleri, burada villaları bulunan ve yazı bölgede geçiren yabancıları anlatıyor. Kalamış aslında bir coğrafya değil, şehrin "yaz hali"yken bir yaşama biçimiyken onun da üstünden buldozerler geçiyor.
    Kalamış şehrin yaz halinden bir "riskli yapılar sarayına" dönüşüyor. Köşklerden biri sürekli yeni bir restoran olarak açılıp kapanıyor. Kalamış, şehrin mevsimsiz ve hatta netsetsiz haline doğru evrilirken hep o Theodora'nın sarayından kalan sarnıcı düşünüyorum. Ve onun gibi kalamayan, gün yüzüne çıkamayan nice Bizans yapısını. Ve belki de bir öç aldıklarını ondan kovan, bastıran ve kapatan biz Kalamışlılardan...