11
11
Başrolde İstanbul: 45. İstanbul Film Festivali
Bu yıl İstanbul Film Festivali, programından çok kurduğu hissin içinden okunuyor. Gündelik olanın, tekrar edenin ve çoğu zaman fark edilmeden geçen anların içinden çıkan bir sinema dili belirginleşiyor. İstanbul başrolde yer alıyor çünkü burası tam olarak “Film gibi şehir!”
Yazar Kumru Yaren Cengiz
Bazı şehirler izlenir, bazıları yaşanır. İstanbul ise ikisini aynı anda yapar. İçinde yürürken fark etmediğin bir an, bir başkasının kadrajında çoktan bir sahneye dönüşmüş olabilir.
İstanbul Film Festivali bu yıl 45. edisyonuyla 9–19 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek. Henüz başlamamış olsa da programın kendisi, festivalin nasıl bir yerden kurulduğunu açıkça gösteriyor. 127 uzun metraj ve 13 kısa filmden oluşan seçki, tek bir temaya yaslanmıyor. Filmler, içeriklerine göre sınıflandırılmıyor; farklı başlıklar altında bir araya geliyor. Bu yüzden festival, bir temadan çok bir yapı olarak okunuyor.
Festivalin omurgasını üç yarışmalı bölüm oluşturuyor: Altın Lale Yarışması, Yeni Bakışlar ve Kısa Film Yarışması. Altın Lale, yerli ve yabancı filmleri aynı çerçevede buluşturarak festivalin uluslararası niteliğini belirginleştiriyor. Bu yıl yarışmada 15 uzun metraj film yer alıyor. Bi Gan’ın Diriliş’i, Danielle Arbid’in Yalnız Asiler’i ve György Pálfi’nin Tavuk isimli filmi, farklı coğrafyalardan gelen üretimleri aynı düzlemde karşı karşıya getirirken seçki, yönetmen sinemasından daha anlatı odaklı işlere uzanan geniş bir aralığa sahip. Yarışma, tek bir eğilime işaret etmektense güncel sinemanın farklı yönlerini bir arada görmeye imkan tanıyor. Yerli ve yabancı filmlerin birlikte değerlendirilmesi, bu çeşitliliği yalnızca içerik düzeyinde değil, üretim ve bakış biçimleri açısından da görünür kılan bir durum.

Yeni Bakışlar bölümü ise 13 filmle festivalin en merak uyandıran alanlarından biri. İlk ve ikinci filmlerini çeken yönetmenlere ayrılan bu yarışmalı bölüm, yeni çalışmaların görünürlüklerinin artmasına da katkı sağlıyor. Seçkide yer alan
Sultana, İstanbul’un tek striptiz kulübünde geçen hikayesiyle kadınlar arasındaki güç ve rekabet ilişkilerine odaklanıyor. Süt Çiftliği, bir çocuğun yarı endüstriyel bir çiftlikte karşılaştığı etik meseleler üzerinden ilerliyor. The Annesi Ninja, geçmişten kaçmaya çalışan bir karakterin adada sıkışan ilişkisi üzerinden gerilim kurarken En Güzel Cenaze Şarkıları ise birbirine değen, parçalı durumlar üzerinden ilerleyen bir anlatı kuruyor. Annem Hakkında ise aile, yas ve yüzleşme ekseninde ilerleyen daha kişisel bir hikaye kuruyor. Bu filmler, bölümün nasıl bir çeşitlilik alanı açtığına ufak bir örnek çünkü bu bölüm bir çizgi çekmiyor. Çizgileri çoğaltıyor. Kısa Film Yarışması’na gelince; bu bölüm 11 filmle daha yoğun bir ritim kuruyor. Süre kısalıyor. Mesafe daralıyor.
Yarışmalı bölümlerin dışında program genişliyor: N Kolay Galaları daha görünür filmleri bir araya getiriyor. Mother Mary, The Christophers ve Pompei: Bulutların Altında bu hattın öne çıkanları. Genç Ustalar yeni yönetmenlere alan açıyor; Belgesel Kuşağı güncel meseleleri topluyor. Devrialem ise dünya sinemasını dolaşıyor. Heyula sınırları zorluyor. Dünden Bugüne Klasikler geçmişi bugüne taşıyor.
Festival, bu yıl bizi “Film gibi şehir” sloganıyla karşılıyor. Bu ifade, programın içeriğini tanımlamıyor, festivalin İstanbul’la kurduğu ilişkiye odaklıyor. Şehir, festivalin yalnızca geçtiği bir mekan değil; referans aldığı ve inşa edildiği bir zemin olarak öne çıkıyor. İşte tam da bu yüzden 45. İstanbul Film Festivali’ni tek bir başlık altında toplamak mümkün değil. Bu çeşitlilik, festivalin en belirgin tarafını oluşturuyor. Tıpkı İstanbul’un kozmopolit yapısı gibi.
“Birçok filmin gerek dünya gerekse Türkiye prömiyerlerini gerçekleştireceği bu festivalde, aynı zamanda klasikler arasına girmiş yapıtlar ve restore edilmiş filmler de izleyiciyle buluşuyor.”