12 Eki 2026

Handan Uzal Dündar ile perde açılmadan

Üç yıl süren yazışmalar, yeniden izlendikçe değişen kararlar, uygun sahne bekleyen yapımlar… İstanbul Tiyatro Festivali Programlama Yöneticisi Handan Uzal Dündar, 30. edisyon öncesinde programın seyircinin görmediği tarafını anlatıyor.

  • Yazar Kumru Yaren Cengiz 

  • 30. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim ile 3 Aralık arasında Mehmet Birkiye’nin küratörlüğünde gerçekleşiyor. Açılışta Caroline Guiela Nguyen imzalı “Lacrima” var. Program, Nederlands Dans Theater’ın genç topluluğu NDT 2’yi ve Ramesh Meyyappan’ın oynadığı sözsüz solo performans “Veda Ritüeli”ni İstanbul’a getiriyor. “Bu İşte Bir Kadın Var” seçkisinde ise “Bir Bebek Evi” ve “Sanatçısı Belirsiz* İvi Buradaydı” yer alıyor.

    2010’da İKSV’ye katılan, ertesi yıl İstanbul Tiyatro Festivali ekibinde çalışmaya başlayan Handan Uzal Dündar, bugün festivalin programlama yöneticisi. Küratörle birlikte yürüttüğü çalışmada kararların ilk izleyişten sonra değişebildiğini anlatıyor: Bazı yapımlar üzerine düşündükçe güçleniyor, bazıları başlangıçtaki heyecanını kaybediyor. Kendisine doğrudan hitap etmeyen bir oyunun da programda bulunmasını anlamlı ve gerekli görebiliyor.

    Bu yıl Nederlands Dans Theater’ın gelişi yaklaşık üç yıllık yazışmayla mümkün olmuş. Ancak takvimleri buluşturmak, hazırlığın yalnızca bir kısmı. Dündar’ın dikkat çektiği bir başka konu, İstanbul’da teknik altyapısı güçlü, orta ölçekli sahnelere duyulan ihtiyaç. Festival öncesinde kendisiyle yapımların seçiminden sahne koşullarına, seyirci beklentilerinden kadın üreticilerin görünürlüğüne uzanan bir röportaj için buluşuyoruz. 

    Nederlands Dans Theater (NDT), THE BIG CRYING, Fotoğraf: Rahi Rezvani

    Bir yapıma dair kararınızın değiştiği anı merak ediyorum. İlk izleyişte mesafeli kaldığınız ama bir sahnesi, oyunculuk tercihi ya da finali üzerine düşündükçe programa almak istediğiniz bir iş oldu mu?

    Evet, böyle durumlarla sık sık karşılaşıyoruz. Hem festival küratörüyle birlikte kolektif bir çalışma sürdürdüğümüz için farklı fikirler birbirini etkileyebiliyor hem de ayağı yere sağlam basan kararlar verebilmek için bazen biraz geri çekilip belirli bir mesafeden bakmak ya da deyim yerindeyse üzerine birkaç gece uyuyup uyanmak faydalı oluyor. Bazen de tam tersi olabiliyor; ilk izleyişte bir sebepten ilginç gelen bir iş, tekrar tekrar izleyip üstüne düşündükçe heyecanını kaybedebiliyor. Duygusal ve öznel kararlar vermekten kaçınmak sanırım bizi doğru sonuca ulaştırıyor.

    Uluslararası dolaşıma giren yapımlarda belirli sahne dillerinin tekrarlandığını görüyor musunuz? Festivalden festivale taşınabilen bir iş olmak, tiyatronun biçimini nasıl etkiliyor?

    Açıkçası sahne dillerinin tekrarlandığını düşünmüyorum ama tekrarlanan bazı popüler tema ve konular olabiliyor. Dünyanın her yerinde, ister küçük ister büyük ölçekli olsun, bir topluluk mesela eserini turneye götürmek istiyorsa dekor üretim sürecinde buna uygun kararlar almak, çeşitli çözümler bulmak zorunda kalabiliyor; ancak bunun anlatmak istediği konuları etkilediğini düşünmüyorum.

    Bir oyunun seyirciyi zorlamasıyla seyirciyle bağını kaybetmesi arasındaki ayrımı nerede yapıyorsunuz? İzlerken sizi dışarıda bırakan ama yine de programa almayı savunduğunuz bir iş oldu mu?

    Bence bir gösterinin seyirciyi zorlaması da seyirciyle bağ kurması anlamına geliyor. Bana kişisel olarak doğrudan hitap etmeyen ama festival programında olmasının bir sebepten anlamlı ve gerekli olduğunu düşündüğüm pek çok oyun oldu.

    Handan Uzal Dündar, Fotoğraf: Fatih Yılmaz

    Bir festivalin seyircisi zamanla kendi beklentilerini oluşturuyor. “Bizim seyircimiz bunu sevmez” düşüncesinin seçimlerinizi daraltmasına nasıl engel oluyorsunuz? Bu yıl o beklentiyi zorlayacak hangi iş var?

    Karar verme süreçlerini kolektif hale getirmek, bence bu tarz otosansürlerin önüne geçmek için oldukça etkili bir yöntem. Bu yılki programda, 22-23 Ekim’de Zorlu PSM’de sahnelenecek açılış oyunumuz Lacrima, 175 dakikalık süresi ve arasız yapısıyla İstanbul izleyicisinin çok da alışık olmadığı bir deneyim olabilir. Ancak oyunun kendisi emek fikri üzerine kurulu ve izleyiciden de orada olmanın, konsantrasyonunu verme emeğini istiyor.

    “Bu İşte Bir Kadın Var” seçkisi için oyun izlerken, kadın karakterlerin sürekli benzer hikayelerin içine yerleştirildiğini düşündüğünüz oluyor mu? Bu süreçte kadınların sahnedeki hikayeleri ve üretimdeki yeri açısından nasıl bir değişime tanık oldunuz? Hangi hikayelerin daha fazla sahneye gelmesini istiyorsunuz?

    Tiyatroda kadın karakterlerin benzer hikayelere indirgenmesi sorununun büyük ölçüde aşıldığını düşünüyorum. Belki de ben tersi olabileceğini hissettiğim şeyleri izlemekten kaçındığım için bu sonuca ulaştım. Sahne sanatları alanında kadın üreticiler zaten hep vardı; yoğunluklarında ya da sayılarında bir artış veya azalma olmadı. Bizim bu başlıkla yapmak istediğimiz, bunu olabildiğince görünür kılmak aslında. Yani Ebru Nihan Celkan’ın dediği gibi, en sevdiğimiz ilk beş yönetmen ya da yazar listesinde kadınlar çoğunlukta oluncaya kadar elimizdeki spot ışığını buraya doğru tutmak.

    İstanbul’daki sahne imkanları başka türlü olsaydı bu yılın programı nasıl değişirdi? Mevcut koşullar yüzünden seyircinin göremediği nasıl bir tiyatro var?

    Bence İstanbul’un teknik altyapısı kuvvetli, orta ölçekli sahnelere ihtiyacı var. Bunu sadece uluslararası sahnelerden yapımları davet edip programlayabilmemiz için değil, sezon boyunca da önemli bir ihtiyacı karşılayacağını düşündüğüm için söylüyorum. Bazı yapımlar, yapıları gereği 2000 kişilik sahnelerden biraz daha küçük, 600 kişilik sahnelerden biraz daha büyük kapasiteli sahnelere ihtiyaç duyuyor.

    Handan Uzal Dündar, Fotoğraf: Fatih Yılmaz

    Bir yapımı İstanbul’a getirmenin seyircinin görmediği tarafında neler yaşanıyor? Bu yıl gerçekleşmesi için özellikle uğraştığınız bir işi ve sürecini anlatabilir misiniz?

    İster tek kişilik olsun ister kalabalık, her yapıma aynı hassasiyetle yaklaşıp aynı süreci takip etmek gerekiyor. Bazı toplulukların turne planlamaları çok uzun süre önceden yapılıyor. Örneğin bu yıl 27-28 Kasım’da festival kapsamında izleyeceğimiz Nederlands Dans Theater’ın gelişinin, yaklaşık üç yıldır süren yazışmalar sonucunda mümkün olduğunu söyleyebilirim.

    30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programını incelemek için: https://tiyatro.iksv.org/