08
08
Venedik Film Festivali’nde Neler Vardı ve Bizi Daha Neler Bekliyor?
Sinemanın en köklü buluşma noktalarından Venedik Film Festivali, 83. edisyonuyla Lido’yu bir kez daha sezonun en çok konuşulan filmlerinin, yönetmenlerinin ve yıldızlarının buluşma noktasına dönüştürdü.
Yazar Selin Yıldız
2 Eylül’de başlayan ve 12 Eylül’e kadar devam edecek festival, bu yıl geçtiğimiz edisyonlara kıyasla Hollywood stüdyo yapımlarının daha sınırlı olduğu bir programla karşımıza çıksa da ilk günlerden itibaren ödül sezonunun yönünü belirleyebilecek yapımların yanı sıra politika, medya, popüler kültür ve sinema tarihini buluşturan pek çok projeye ev sahipliği yapıyor.
Festivalin açılışını Danny Boyle’un Ink filmi yaptı. James Graham’ın aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan yapım, Rupert Murdoch’ın İngiliz basınındaki yükselişine ve The Sun gazetesini dönüştürdüğü yıllara odaklanıyor. Guy Pearce’ın genç Murdoch’ı, Jack O’Connell’ın ise editör Larry Lamb’i canlandırdığı filmde Claire Foy da oyuncu kadrosunda. Boyle’un kamerasından medya, iktidar ve kamuoyunu şekillendirme gücü üzerine bir hikâyeye dönüşen Ink, festivalin bu yıl politik meselelerle kurduğu ilişkinin de ilk işaretlerinden biri oldu.
İlk günlerin en fazla konuşulan yapımlarından biri ise Martin McDonagh’ın Wild Horse Nine’ı. Three Billboards Outside Ebbing, Missouri ve The Banshees of Inisherin ile tanıdığımız McDonagh bu kez hikayesini 1970’lerin politik atmosferine taşıyor. John Malkovich ve Sam Rockwell’ın CIA ajanlarını canlandırdığı filmde Steve Buscemi ve Parker Posey de yer alıyor.
Festivalin açılış günlerinin öne çıkan anlarından bir diğeri de George Clooney’nin Yaşam Boyu Başarı Altın Aslanı ile onurlandırılmasıydı. Ödülünü Laura Dern’in elinden alan Clooney, ertesi gün düzenlenen masterclass’ta oyunculuktan yönetmenliğe uzanan kariyerini, sinemayla kurduğu ilişkiyi ve yıllar içinde değişen yaratıcı yaklaşımını anlattı.

Venedik’in en merak edilen dönüşümlerinden biri de Primetime ile Robert Pattinson’dan geldi. Lance Oppenheim’ın yönettiği A24 yapımı film, 2000’lerin tartışmalı televizyon fenomeni To Catch a Predator ve programın sunucusu Chris Hansen etrafında şekilleniyor. Pattinson’ın Hansen’ı canlandırdığı filmde Merritt Wever, Skyler Gisondo ve ilk oyunculuk deneyimini yaşayan Phoebe Bridgers da yer alıyor. Film kadar Pattinson’ın fiziksel ve vokal dönüşümü de festivalin en dikkat çekici konularından biri oldu.
Bu yıl festivalin diğer önemli buluşmalarından biri de Werner Herzog’un Bucking Fastard filmi. Herzog’un uzun bir aradan sonra Venedik’in ana yarışmasına döndüğü yapım, Rooney Mara ve Kate Mara’yı kariyerlerinde ilk kez aynı filmde bir araya getiriyor. Orlando Bloom ve Domhnall Gleeson’ın da oyuncu kadrosunda yer aldığı film, iki kız kardeşin gerçek hayattaki bağını perdeye taşımasıyla festival başlamadan önce dahi merak uyandırmıştı.

Bernardo Bertolucci’nin sinemadaki mirası da bu yıl Venedik’in farklı noktalarında kendini hissettiriyor. Andrea Pallaoro’nun yönettiği The Echo Chamber, Bertolucci’nin üzerinde çalıştığı son senaryodan yola çıkıyor ve Alicia Vikander, Luca Marinelli ve Susan Sarandon’ı aynı kadroda buluşturuyor. Öte yandan Luca Guadagnino, Bertolucci ve 20. yüzyıl sinemaseverliği üzerine hazırladığı kapsamlı Joie de Vivre belgeseliyle festivalde. Guadagnino ayrıca bu yıl Cartier Glory to the Filmmaker ödülünün de sahibi oldu.
Marilyn Monroe’nun doğumunun 100. yılı ise Maggie Gyllenhaal’ın Flesh Impact filmiyle farklı bir perspektiften ele alınıyor. Dakota Johnson’ın şöhretinin zirvesindeki Monroe’yu canlandırdığı kısa filmde Ellen Burstyn, dünyanın hiçbir zaman tanıma fırsatı bulamadığı, yaşlanmış bir Marilyn ihtimalini temsil ediyor. Peter Sarsgaard ve Sepideh Moafi’nin de yer aldığı yapım, Monroe’nun imgesini yeniden üretmekten çok onun yıldız personasının ardında kalan hayat üzerine düşünmeyi amaçlıyor.
Festival ilerledikçe gözler bir yandan da yeni prömiyerlere çevriliyor. Bunker, Penélope Cruz ve Javier Bardem’i Florian Zeller yönetiminde yeniden aynı projede buluşturuyor. Gerçek hayatta evli olan iki oyuncunun, ilişkisi çözülmeye başlayan bir çifti canlandırdığı filmde Paul Dano ve Stephen Graham da yer alıyor. Ana yarışmadaki filmin 8 Eylül’deki Venedik gösterimi, festivalin ikinci yarısının merak edilen prömiyerlerinden biri.
Belgesel tarafında ise önümüzdeki günlerin en tartışmalı başlıklarından birinin Alex Gibney’nin Musk filmi olması bekleniyor. Yaklaşık dört saate yayılan belgesel, Elon Musk fenomenine yalnızca teknoloji dünyasının en güçlü figürlerinden biri olarak değil; güç, medya, yapay zeka ve çağdaş kapitalizm ekseninde yaklaşıyor. Film 9 Eylül’de Venedik seyircisiyle buluşacak.
Tüm Fotoğraflar: Getty Images