11
11
Sevgiyle Bakamayanlara İnat: Flamingo’nun Gizemli Bakışı
Bakmanın bile tehlikeli sayıldığı bir dünyada, gerçek hiçbir zaman tek bir yerden gelmiyor. Flamingo’nun Gizemli Bakışı, korku ve söylentiler arasında büyüyen bir çocuğun, anlamaya çalıştığı şeyle arasındaki mesafeyi takip ediyor. Diego Céspedes ile filmin detaylarına dair sizler için konuştuk.
Yazar Kumru Yaren Cengiz
“Benim için seçilmiş aile, filmin en önemli unsurlarından biri; hatta baştan sona filmi taşıyan şey diyebilirim.”
1980’ler Kuzey Şili’sinde, küçük bir madenci kasabasında geçen Flamingo’nun Gizemli Bakışı, o zamanlar adını kimsenin koyamadığı bir hastalık olan AIDS’in bulaşma biçiminin etrafında dolaşan söylentilerle açılıyor. Hastalığın “bakışla bulaştığı”na inanılıyor, korku yavaş yavaş gündelik hayatın parçasına dönüşüyor. Lidia, seçilmiş bir ailenin içinde büyüyor ve ona anlatılanlarla gördükleri hiçbir zaman tam olarak örtüşmüyor. 15 Mayıs’tan itibaren MUBI’de izlenebilecek olan Diego Céspedes’in ilk uzun metrajlı bu filmi, geçtiğimiz yıl 78. Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış ödülünü aldı. Kasaba, dış dünyanın küçük bir modeli gibi. Gerçek orada ama çoğu zaman fark edilemiyor. İnsanlar hem doğruyu söylüyor hem de saklıyor, korku ise bu boşlukta büyüyor. Önyargılar, ötekileştirme, toplumsal mitlerin korkuyla nasıl şekillendiği ve ayrımcılık sevginin önüne hiçbir zaman geçemiyor. Sevgi, yolunu her zaman bir şekilde buluyor.
Lidia’nın hikayesinde dikkat çeken şey, sürekli bir şeyleri anlamaya çalışması ama hiçbir zaman tam bir cevap alamaması. Onun bilgiye bu kadar parçalı ulaşmasını kurarken neyi özellikle sınırda tutmak istediniz?
Benim için film baştan sona Lidia’nın hayatı anlamaya, hastalığı anlamaya ve bu küçük kasabada toplumun nasıl işlediğini çözmeye çalışma çabası. Bu kasaba aslında dış dünyanın bir metaforu; küçük bir yer olmasına rağmen dünyanın kendisi gibi işliyor. Gerçek orada, ama o kadar gizli ki fark etmek kolay değil. Lidia film boyunca insanların nasıl yalan söylediğini, bazen nasıl doğruyu söylediklerini ve aslında ‘gerçek’ dediğimiz şeyin o kadar da net ve tanımlanabilir olmadığını anlamaya çalışıyor. Bir noktada hastalığın nasıl işlediğini kavrıyor, ama insanların neden bu konuda yalan söylediğini, neden bu korkuyu yarattığını tam olarak anlayamıyor. Bu yüzden Lidia hiçbir zaman bütünüyle gerçeğe ulaşamıyor. Onun anlayamadığı bu eksik parça, aslında bizi gerçek dünyaya bağlayan şey. Çünkü toplum da tam olarak böyle işliyor. Korkularımızı anlamaya çalışıyoruz, neden böyle düşündüğümüzü çözmeye çalışıyoruz. Ama çoğu zaman kendimiz de tutarsız ya da sahte olabiliyoruz. Bu yüzden Lidia’nın arayışında eksik kalan bir parça var ve o eksiklik filmi gerçek dünyayla ilişkilendiriyor.
Filmde bakış, görmekten çok bir sınır koyma ve dışlama biçimi olarak çalışıyor. Lidia ise bu dışlamanın ortasında, bildiği ile duyduğu arasındaki çelişkiyi sürekli sorgulayan tek karakter. Bu çelişkiyi en çok hangi sahnede hissettirmek istediniz?
Sanırım filmin ortasındaki Julio’nun -Lidia’nın hem arkadaşı hem de bir anlamda sevgilisi- Lidia’ya hastalıkla ilgili bir hikaye anlattığı sahne. Lidia anlatılanı kendi zihninde canlandırıyor ve aslında gördüğümüz şey onun bakışı. Orada gördüğümüz şey aslında gerçeğin kendisi değil, Lidia’nın bakışı. ‘Flamingo’nun gizemli bakışı’ dediğimiz şey de tam olarak burada ortaya çıkıyor; karakterler Lidia’nın bakışı üzerinden canlanıyor. Günlük hayatta ona anlatılanları alıyor, bunların bir kısmını gerçeklikten kuruyor, bir kısmını ise uyduruyor ve bunlara kendi hayal gücünü ekliyor. Böylece gerçek, kurgu ve fanteziyi bir araya getiren bir dünya oluşturuyor. Bu da hem filmin hem de Lidia’nın bakışının temelini oluşturuyor.
Adı henüz konulmamış olan ama aslında AIDS salgını olan “veba”nın “bakışla bulaşma” inancını filme dahil ettikten sonra, bu fikri desteklemek için eklediğiniz ya da çıkardığınız sahneler oldu mu?
Bakışın filmin en temel unsurlarından biri olduğunu düşünüyorum; bunu neredeyse her sahnede görebilirsiniz. Karakterlerin birbirine bakma biçimleriyle oynuyoruz. Az önce konuştuğumuz, Lidia’nın bulaşma meselesini hayal ettiği sahne var. Bir de madencilerin tavernadaki kadınlarla karşı karşıya geldiği bölüm var; orada göz bağları kullanılıyor. Bu bağları hem fiziksel hem de metaforik olarak kaldırmak gerekiyor, ancak o zaman diğerinin özünü anlayabiliyorsunuz. Bu iki sahnenin -Lidia’nın hayal ettiği bölüm ve madencilerle kadınların karşılaşması- filmde bakış meselesini özellikle öne çıkardığını düşünüyorum.
Filmin görsel dünyasında western, melodram, masal ve gerçekçilik birlikte duruyor. Bu türleri karıştırırken hangi sınırı aşmamaya dikkat ettiniz? Görsel stil için referanslarınız nelerdi?
Kafamda ve günlük hayatımda çok fazla referans olduğunu her zaman söylerim. Ama filmi yaparken bu referansları doğrudan düşünmüyorum. Daha çok doğal ve bilinçdışı bir şekilde ortaya çıkmalarına izin veriyorum. Evet, filmin bir bölümünde spagetti western etkisi var diyebilirim. Ama diğer bölümler için ‘şu referansı alıp bunu yaptık’ diyemem, çünkü böyle çalışmıyoruz. Yine de bilinçli olarak düşündüğümde, referanslarım daha çok bir kişi olarak taşıdığım şeyler: Lucrecia Martel gibi daha kontemplatif ve atmosferik sinema. Sonra buna biraz spagetti western ekleniyor ve hepsi bir şekilde karışıyor.
Flamingo ile Yovani arasındaki ilişki, filmdeki en rahatsız edici ve en karmaşık alanlardan biri. Çünkü aynı ilişkide hem arzu hem korku hem de şiddet aynı anda var oluyor. Yovani’nin Flamingo’ya dönmesi, ona yaklaşması ama aynı zamanda onu yok etmesi, ölüm korkusunun ve erkek öfkesinin birikmiş bir dışa vurumu gibi. Bu karakteri kurarken sizin için belirleyici olan şey neydi; bir ilişkiyi anlatmak mı, yoksa bir korku biçimini ve ikiyüzlülüğü görünür kılmak mı?
Bu ilişkide diğerine göre daha zor olan tek bir taraf olduğunu düşünmüyorum. Bu ilişkiyi kurarken baştan bunun sevgi ve nefretin iç içe geçtiği, ama hepsinden çok korkunun merkezde olduğu bir ilişki olacağını biliyordum. Bu duyguları ayrı ayrı ele alıp sonra birleştirmedim; hepsi baştan itibaren birbirine karışmış durumdaydı. Senaryoyu yazarken bir karakterle, sonra diğeriyle çalıştım ve bunları bir araya getirdim. Bir karakterin nasıl düşündüğünü gerçekten bildiğinizde sahneleri yazmak daha kolay oluyor. Yovani’yi yazarken onun kararlarının hiçbir zaman tamamen net olmadığını biliyordum. Yaptığı şeyler konusunda çok fazla tereddüt eden, şüphe duyan bir karakter. Flamingo’ya yaptıkları onun için kesin ve net bir seçim değil; içinde çok fazla ikilem var. Bu zihinsel çelişkileri filme yerleştirmek de bu yüzden zor olmadı. Öte yandan Flamingo’da da güçlü bir öfke var, ama aynı zamanda çok büyük bir sevme ve sevilme arzusu taşıyor. Sadece Lidia’ya değil, genel olarak sevgi vermek ve sevgi görmek isteyen biri. Bu yüzden ne olacağını sezse bile onunla gitmeyi seçiyor. Yani her iki karakterin içinde de bu çelişkiler vardı. Siz bu içsel durumları kurduğunuzda ve karakterleri bir araya getirdiğinizde, sahnelerin nasıl gelişeceği de kendiliğinden ortaya çıkıyor.
İdeal bir dünyada aile güvenli alan olması gerekirken Lidia’nın ailesi sürekli yeni bir kayıp yaşıyor. Seçilmiş aile olarak kurulan bu topluluk, hem koruyucu hem de kırılgan. Lidia için bir koruma alanı ama aynı zamanda sürekli bir tehdit altında. Bu iki durumu aynı anda taşımak için sahnelerde neyi dengelediniz? Seçilmiş aile kavramı sizin için ne anlama geliyor?
Benim için seçilmiş aile, filmin en önemli unsurlarından biri; hatta baştan sona filmi taşıyan şey diyebilirim. Çünkü bunu ekrana koyduğunuzda aslında şunu söylüyorsunuz: Hepimizin bu dünyada kendine bir yer bulmaya ihtiyacı var. Sevilmeye, sevmeye ve hayatımıza bir anlam katmaya ihtiyacımız var. Bu karakterler, geldikleri yerlerden dışlanmış insanlar; çöle gidip kendi hayatlarını kuruyorlar. Bu da bana göre filmin en güzel tarafı: Ait olma ihtiyacı. Senaryoda bunu adım adım kurdum. Her karakteri yazıp geliştirdikçe, hepsinin bu ailenin bir parçası olmak istediğini görüyorsunuz. Bu benim için çok etkileyiciydi. Çünkü bir yanda dünyanın karanlığı tarafından yenilmiş insanlar var, bir yanda ise dünyadan dışlanmış ama buna rağmen kendine yeni bir dünya kurmaya çalışan insanlar. Bence filmin gücü de buradan geliyor.