18 May 2026

Karar, Radikal Bir Estetik Biçimidir

Murat Türkili, tasarımın yanı sıra neyin kalıcı olacağına dair karar verme biçimiyle de ilgileniyor. Kurduğu dil, stilin kimlik üzerindeki etkisini yeniden tanımlıyor. Onun perspektifinden giysiler kendini dayatmak yerine geri çekiliyor, yerini kişinin özüne bırakıyor.

  • Yazar Kumru Yaren Cengiz 

  • Murat Türkili’nin kurduğu tasarım dilinde parçalar güçlü ama ısrarcı değil; başka bir deyişle hiçbiri kendini dayatmıyor. Tasarımlar oldukça varlar ama görünür olma ihtiyacı taşımıyorlar. Bu mesafe, estetik bir tercih gibi okunabilse de aslında daha temel bir yerden geliyor: Karar verme biçiminden.

    Uzun yıllar Beymen bünyesinde yalnızca koleksiyon tasarlayan değil, aynı zamanda markanın nasıl görüneceğini belirleyen bir pozisyonda çalıştı Murat Türkili. Bugün ise MT1012 ile daha geri çekilmiş, daha filtrelenmiş kendi markasıyla yola devam ediyor. Bu hatlar birlikte okunduğunda, tasarımın onun için tek başına bir üretim değil, her zaman bir konumlandırma meselesi olduğu netleşiyor.

    Onun yolculuğunda tasarım, eklemekten çok elemekle ilerliyor. Bu yüzden minimalizm dediği şey bir stil değil, bir sonuç. Aynı yaklaşım denim projelerinde de görülüyor: Mevcut olanı yıkmak yerine, içindeki yapıyı koruyarak yeniden kurmak. Böylece ortaya radikal bir değişimdense küçük ama belirleyici kaymalarda kendini gösteren, kimliğini bulan tasarımlar çıkıyor.

    Türkiye’de kurulan birçok markada güçlü bir estetik görüyoruz ama bu estetik çoğu zaman hızla tükeniyor. Sizce görsel dilin bu kadar hızlı eskimesinin sebebi nedir?

    Görsel dildeki eskime, markaların ne kadar özgün olduğuyla doğru orantılı. Bu davranış biçimi, sosyal medya ve tüketim hızıyla birleştiğinde domino etkisi yaratıyor. Özgün bir tasarım dili

    arayışına girmeyen markalar, trendlerle bunu yakalamaya çalışırken kurumsallaşamamış ‘Instagram markaları’na dönüşüyor. Güncel trendlere bağımlı tasarım anlayışı maalesef geçici oluyor ve hızla eskiyor.

    Bir markanın dili ne kadar netleşirse, o kadar tahmin edilebilir hale geliyor. Siz o netliği korurken sürprizi nasıl saklıyorsunuz?

    İletişim dili ve tasarım anlayışı markanın genetiğini ve değerlerini oluşturan büyük hikayenin parçaları. Bu dil, özündeki ruhu kaybetmeden zaman içerisinde evrilerek yolunu bulur. Burada en önemli konu, her yeni yaratımda sürpriz detaylar barındırabilmek; sihir tam olarak burada saklı.

    Sizin işinizde dikkat çeken şey tasarımın kendisinden çok onun nasıl konumlandığı. Bu noktada asıl üretiminizin kıyafet değil, bir “algı alanı” olduğunu düşünüyor musunuz?

    İşimiz, ana hikayeden kopmadan rollerin doğru belirlendiği büyük bir beceri ve kurgu süreci aslında. Tasarımın nereye oturduğu, hangi rolü üstlendiği ve yarattığı hisle kullanıcıyı nasıl etkilediği bizim oyunun kurallarını belirlediğimiz nokta.

    Endüstriyel tasarım geçmişinizden gelen fonksiyon ve sistem düşüncesi, moda pratiğinizde hala çok hissediliyor. Siz bu durumdan hangi aşamalarda en yüksek yararı görüyorsunuz?

    Formun fonksiyonu takip ettiği, konfor odaklı fayda sağlayan ve tasarım süreçlerini bir sistem olarak ele alan endüstriyel tasarım formasyonu, bana disiplinli bir üretim becerisi kazandırdı.

    Denim üzerine yaptığınız çalışmalarda mevcut bir parçayı yeniden kuruyorsunuz. Ama bu yeniden kurma, radikal bir dönüşümden çok rafine bir güncelleme gibi duruyor.

    Denime duyduğum saygı, onu baştan bozup yeniden yapmak yerine zaman içinde evrilen bir yapı olarak ele almama neden oluyor. Bu yüzden yaklaşımım daha rafine, daha konsantre. Aslında mevcut olanın içindeki özü koruyarak ilerliyorum. Tıpkı anne ve babasından en iyi özellikleri alan bir çocuk gibi.

    Perakende içinden gelen biri olarak bir fikrin ne kadarının hayatta kalabileceğini en baştan biliyorsunuz. Bu bilgi, tasarımı güçlendirir mi yoksa ihtimalleri daha oluşmadan daraltır mı?

    Bu bilgi hem genişletici hem daraltıcı olabilir. Nasıl konumlandırdığınıza bağlı. Eğer ihtimalleri erken yargılarla sınırlandırırsanız fikir körelir ama doğru bir bakış açısıyla ele alırsanız paralel şekilde gelişir. Burada belirleyici olan tasarımcı kimliğinizle o fikre hangi perspektiften baktığınız.

    “İşim, ana hikayeden kopmadan rollerin doğru belirlendiği büyük bir beceri ve kurgu süreci aslında.”

    Bir koleksiyonun en çok hangi parçasının satacağını gerçekten öngörebiliyor muydunuz yoksa satış her zaman tasarıma karşı sürpriz üretir mi?

    Tasarım süreci zaten aylar öncesinden başlıyor ve o süreçte bir öngörü geliştiriyorsunuz. Ama sahaya çıktığınız anda gerçeklik devreye giriyor. Deneyimi göz ardı edemezsiniz ama tüketici çok değişken bir zeminde hareket ediyor. Sürpriz her zaman var. Zaten o sürpriz olmasa satış grafikleri bu kadar hareketli olmazdı. Buradaki asıl beceri, sürprizi doğru okuyup yönetebilmek.

    Beymen’de uzun yıllar boyunca yalnızca koleksiyon değil, markanın nasıl “görüneceğini” de siz belirlediniz. Türkiye’de perakendenin görsel dilinin bu kadar merkezi olduğu bir yapıda, estetik kararların ne kadarı yaratıcı ne kadarı kurumsal bir zorunluluktu?

    Ticari bir yapı içinde her kararın bir karşılığı var. Karlılık baskısı arttıkça yaratıcılık da ister istemez etkileniyor. Bu dengeyi kurarken profesyonel refleksler devreye giriyor ve bir noktada sınırlar belirleniyor. Otokontrol mekanizması çalışıyor. Bazen de fark etmeden kendinizi sansürlüyorsunuz. Yaratıcı beyin sürekli değişken ama sistem sabit bir yüzdelik ister. Zor olan da o dengeyi korumak.

    Kurumsal yapılar içinde çalışırken “kendinizi tam ifade edemediğinizi” söylüyorsunuz. Peki o yıllarda yaptığınız işlere bugün baktığınızda, gerçekten sizin olan ne kaldı?

    Kimliğiniz, çalıştığınız yapı içinde şekilleniyor. Size sunulan alan kadar özgürsünüz ve o alan kurumun kurallarıyla çiziliyor. Ama özünüzde size ait olan şey kalıyor. Benim için de öyle. Benim olan hala benimle. Marka çatısı altında ise o markanın ihtiyaçları kadar yer açılıyor. Asıl mesele, marka gibi düşünebilmek. O noktada fikir başka bir boyut kazanıyor.

    MT1012’yi “doğal akışında gelişen” bir marka olarak tanımlıyorsunuz. Ama sizin kariyeriniz baştan sona kontrol ve sistem üzerine kurulu. Bu iki durum birbirini nasıl besledi?

    Kontrolsüz bir akış mümkün değil. Nasıl tanımsız bir özgürlük gerçek değilse, tamamen kontrolsüz bir sistem de sürdürülebilir değil. MT1012’deki akış, kendi kurallarım ve tanımlarım içinde ilerliyor. Bunun dışında kalan bir durum zaten benim ilgilendiğim bir alan değil.

    Minimalizmi yalnızca estetik değil, bir yaşam biçimi olarak tanımlıyorsunuz. Ama bu yaklaşım aynı zamanda çok güçlü bir filtre. Sizce bu filtre bazı şeyleri dışarıda bırakıyor mu?

    Bu tamamen bilinçli bir seçim. Minimalizm eksiltmek değil, doğru olanı bırakmak. Siyahın içinde tüm renklerin olması gibi. Yokluk değil, yoğunluk. Aynı şekilde beyaz da her şeyi yansıtır. Minimal estetik bir olgunluk hali; sade görünür ama içinde çok şey barındırır. O noktaya gelmek için aslında her şeyi anlamış olmanız gerekir.

    Moda endüstrisinin etik problemlerinden bahsediyorsunuz. Sizin için sınırlar nasıl şekilleniyor?

    Moda dünyası egonun çok görünür olduğu bir alan. Herkesin kendini merkeze koyduğu bir yapı var. Bu yüzden ne tamamen içinde olmak ne de tamamen dışında kalmak doğru. Dengede durmak gerekiyor. Gerçekleri gördüğünüzde yön bulmak kolaylaşıyor. Bu sektörde samimiyet nadir ama mümkün. Ben her zaman o tarafta durmayı tercih ediyorum.

    Tasarımlarınızın estetik diline bakınca hiçbir parçanın kişiden rol çalmayacağı hissine kapılmak mümkün. Bu, tasarımın bilinçli olarak egosunu geri plana alması mı? Bu kadar geri çekilmiş bir dil kurmak, aslında görünürlükle kurduğunuz ilişkiye dair bilinçli bir karar mı?

    Tasarımın bireyin önüne geçmesini engelleyen ve kişinin karakterini ön plana çıkaran bu yaklaşım, tamamen bilinçli bir estetik tercih. Giysinin kişiyi gölgelemediği, aksine onun ruhunu desteklediği bir dil kurmak temel amacım.

    “Moda dünyası egonun çok görünür olduğu bir alan. Herkesin kendini merkeze koyduğu bir yapı var. Bu yüzden ne tamamen içinde olmak ne de tamamen dışında kalmak doğru. Dengede durmak gerekiyor.”