20
20
Le Monde et le Pantalon
Pantolon yalnızca bir giysi değildir; modern hayatın ritmini taşıyan sessiz bir beden mimarisidir.
Yazar Hakan Bahar
Samuel Beckett’in Le Monde et le Pantalon adlı kısa metni, başlığından itibaren absürt bir gerilim taşır: Biri ağır, karmaşık ve felsefi bir yük taşıyan “dünya”, diğeri ise gündelik, sıradan ve neredeyse görünmez olan “pantolon”. Beckett bu ironik karşılaşmayı kullanarak sanatın, dilin ve eleştirinin beyhudeliğini sorgular. Ancak bugün bu metne modanın içinden baktığımızda, pantolon yalnızca işlevsel bir giysi olmaktan çıkar; modern bedenin, gündelik hayatın ve erkekliğin sessiz metaforuna dönüşür. Ne de olsa pantolon modanın en düşük sesli nesnesidir. Bir ceket temsil taşır, bir palto teatral olabilir, bir gömlek baştan çıkarabilir ama pantolon çalışır. Bedeni organize eder, hareketi düzenler, gündelik hayatın ritmini belirler. Belki de bu yüzden modern dünyanın gerçek üniformasıdır. İnsan pantolonu yalnızca giymez; onun içine girer. Kumaş zamanla dizlerden çöker, cep kenarları elde aşınır, paçalar yürünmüş sokakların yüksekliğini taşır. Bazı giysiler yalnızca görünmez; yaşanır. Pantolon onlardan biridir. İtalyanlar buna “sprezzatura” derdi. Zahmetsizmiş gibi görünen ama aslında yıllar içinde bedene işlemiş bir zarafet. Bir pantolonun doğru düşüşü, tam yerinde oturan bir pile, kumaşın bele karşı koyduğu o hafif direnç... Bunlar öğrenilmez, yaşanır. “Sprezzatura”nın sırrı tam da burada: Çabanın izi silinmiş ama beden her şeyi hatırlıyor. Pantolon bu hafızanın en sessiz kabıdır. Dizlerden çöken kırışıklık, aşınan cep kenarı, paçalarda biriken sokak tozu... Giysiyi süslemez; zamanın bedenden geçtiğine tanıklık eder. Giysi zamanla bedenin bir parçası haline gelir; beden de giysinin. Roland Barthes, The Fashion System adlı eserinde modayı bir gösterge sistemi olarak tanımlar. Moda yalnızca giysilerden değil, onlar hakkında kurulan dilden oluşur. Bu bakışla pantolon artık yalnızca işlevsel bir kıyafet değil; tarihsel, kültürel ve politik anlamların taşıyıcısı haline gelir. Beckett’in absürt metaforu ile Barthes’ın gösterge fikri burada kesişir: Moda, en sıradan nesne aracılığıyla dünyayı anlatan bir dile dönüşür. Ve belki de pantolon bu dilin en sessiz kelimesidir. Bağırmaz, kendini göstermez ama bütün cümleyi taşır. Pantolonun tarihi de bu sessizliğin içinde ilerler. Bir zamanlar erkek bedeninin sınırları içinde tutulan pantolon, 20. yüzyılda kadınların hareket etme, görünme ve var olma biçiminin sembollerinden birine dönüştü. Böylece gündelik bir nesne politik bir jest haline geldi. Moda tarihinin en büyük dönüşümlerinden bazıları tam da en sıradan görünen parçaların içinde saklıydı. Belki de modern pantolonun en çarpıcı imgelerinden biri, Robert Longo’nun Men in the Cities serisinde ortaya çıktı. Takım elbiselerin içinde savrulan, düşen ya da görünmez bir kuvvet tarafından geri çekiliyormuş gibi duran bedenler modern şehrin ritmiyle parçalanan insan figürlerine benzer. Pantolon burada yalnızca bir giysi değil, disiplinin, çalışmanın ve gündelik hayatın üniformasına dönüşür. Sert omuz çizgileri, dizlerde çöken kumaş, hareket ederken bozulan silüetler... Hepsi beden ile hayat arasındaki gerilimin izi gibidir. Zira bazen bir pantolon, bir insanın bütün gününü taşır: Yorgunluğunu, hızını, yalnızlığını ve şehrin ağırlığını. Beckett’in ironisi burada daha da anlam kazanır çünkü bir pantolon üzerine düşünmek ilk bakışta gereksiz görünür; tıpkı bir paça düşüşü, bir pile ya da bir kumaş ağırlığı üzerine uzun uzun konuşmanın absürt görünmesi gibi. Ama moda tam da bu noktada başlar: Dünyanın ciddiyetini gündelik nesneler aracılığıyla sorguladığı yerde. Erkek gardırobu tarih boyunca büyük jestlerden çok küçük farklarla konuştu. Bir kesim değişikliği, omuz hattındaki hafif bir kayma, pantolonun bedene oturuş biçimi gibi. Erkek modasının gerçek dili çoğu zaman sessizlikten oluştu. Belki de Beckett’in metni bugün hala bu yüzden güncel görünüyor çünkü modern hayatın absürdü büyük fikirlerde değil, gündelik tekrarların içinde saklı. Her sabah yeniden giyilen bir pantolonda, aynı ceplere giren ellerde, yürümeye devam eden bir bedende.
Moda zaten tam da burada başlar. Anlamsız görünen şeylerin içinde.

A Young Breton, 1917, Glyn Warren Philpot. Tate, 1917 yılında Trustees of the Chantrey Bequest tarafından koleksiyona kazandırılmıştır. Fotoğraf: Tate Gallery