29 Eyl 2026

Kalıcı İzler: Rabia Bakıcı Güreli

Çağdaş sanat dünyasında her yeni dönem yeni üretim biçimlerini, bakış açılarını ve tartışmaları beraberinde getiriyor. Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Rabia Bakıcı Güreli, değişimin hızına rağmen kalıcılığını koruyan değerleri, koleksiyonerliğin kişisel hafızayla kurduğu bağı ve sanatın dönüşen dilini anlatıyor.

  • Yazar Kumru Yaren Cengiz 

  • Röportaj Kumru Yaren Cengiz
    Fotoğraflar Beyza Yıldırım

    Yirmi yılı aşkın süredir çağdaş sanatın dönüşümünü yakından izleyen Rabia Bakıcı Güreli, eserlerin, koleksiyonerlerin ve izleme biçimlerinin değişimine tanıklık eden isimlerden biri. Contemporary Istanbul’un bu yılki “Focus: Asia” programı kapsamında, Asya’nın çağdaş sanat üretimine yeni bir alan açmaya hazırlandığı dönemde bir araya geldiğimiz Rabia Bakıcı Güreli ile merakın zamanla nasıl dönüştüğünü, koleksiyonların kişisel hafızadaki yerini ve teknolojinin sanat deneyimini nasıl yeniden şekillendirdiğini konuştuk.

    “Artık beni en çok etkileyen işler gösterişli olanlar değil; sessizce zihnimde yer edenler”

    Sanat dünyasının içinde uzun yıllar geçirince insanın gözü daha mı keskinleşiyor ya da şaşırması giderek zorlaşıyor mu? Bugün hala sizi gerçekten şaşırtabilen bir iş nasıl bir iş?

    Şaşırmak bence uzun yıllarla ilgili değil merakla ilgili bir şey. Ben hala merak eden taraftayım. Yıllar içinde gözünüz daha seçici oluyor ama bu heyecanınızı azaltmıyor. Sadece neyin gerçekten kalıcı olduğunu daha iyi ayırt etmeyi öğreniyorsunuz. Artık beni en çok etkileyen işler gösterişli olanlar değil; sessizce zihnimde yer edenler. Bir eser dünyaya başka bir açıdan bakmamı başarabiliyorsa, o karşılaşmayı uzun süre unutmuyorum.

    İlk karşılaştığınızda yeterince anlaşılmadığını düşündüğünüz ama zamanın haklı çıkardığı bir sanatçı, mecra ya da yaklaşım var mı?

    Dijital sanat bunun en güzel örneklerinden biri. İlk yıllarında birçok kişi bunun geçici bir heyecan olduğunu düşünüyordu. Bugün ise çağdaş sanatın doğal bir parçası. Aslında mesele burada teknoloji değil, sanatçının onunla ne söyleyebildiği...

    Sosyal medya, bir eseri fiziksel olarak görmeden önce onun görüntüsüyle karşılaşmamızı neredeyse kaçınılmaz hale getirdi. Bir eseri ekrandan tanıdıktan sonra karşınıza çıkmak, ilk karşılaşma fikrini nasıl değiştirdi?

    Sosyal medya merak uyandırıyor ama gerçek karşılaşmanın yerini tutmuyor. Bir eserin ölçeğini, malzemesini ve mekanla kurduğu ilişkiyi ekranda hissedemiyorsunuz. Sanat hala fiziksel bir deneyim ve bu yüzden fuarlar ile sergiler önemini koruyor.

    Bir dönem dijital ve yeni medya sanatına erken ilgi duyan bir koleksiyoner olarak öne çıkıyordunuz. Bugün, ekranlarla ve yapay zekayla kurduğumuz ilişki bu kadar değişmişken, dijital bir işin sizi heyecanlandırması için ne yapması gerekiyor?

    Teknoloji tek başına beni heyecanlandırmıyor. Yapay zeka da dahil bütün teknolojiler sanatçının elindeki araçlar. Eğer sadece gösteri yaratıyorsa ilgimi çekmiyor. Ama yeni bir düşünceyi mümkün kılıyor ve beni soru sormaya zorluyorsa gerçekten etkileniyorum.

    Contemporary Istanbul’da her yıl çok sayıda işle karşılaşıyorsunuz. Profesyonel rolünüzü bir anlığına unutup bir ziyaretçi ya da koleksiyoner olarak tamamen kişisel bir bağ kurduğunuz işler var mı? Bir eserin profesyonel dikkatinizi aşarak kişisel alanınıza girmesini sağlayan şey ne?

    Her yıl oluyor. Organizasyon sırasında binlerce ayrıntıyla ilgileniyorum ama bazen bir eser bütün o yoğunluğu unutturuyor. Birkaç dakika sessizce karşısında duruyorum. O anlar bana neden bu işi hala aynı heyecanla yaptığımı hatırlatıyor.

    Bu yıl Contemporary Istanbul’da en çok neyin karşılığını merak ediyorsunuz? Programda insanların nasıl tepki vereceğini özellikle beklediğiniz bir şey var mı?

    Bu yıl beni en çok heyecanlandıran konu “Focus: Asia”. Asya’yı sadece galeriler üzerinden değil; kültürü, düşüncesi ve yaratıcı üretimiyle birlikte ele alıyoruz. Benim için en güzel sonuç insanların fuardan yalnızca beğendikleri eserlerle değil yeni fikirler ve yeni ilişkilerle ayrılması olur.