07
07
Dior’un Couture Laboratuvarı
Jonathan Anderson, Dior Haute Couture Sonbahar/Kış 2026-2027 koleksiyonunda "laboratuvar olarak couture" yaklaşımını benimsiyor.
Yazar Selin Yıldız
Haute couture, belki de modanın sanatla kurduğu en yakın temas; iki disiplin arasındaki sınırların en çok belirsizleştiği alan. Jonathan Anderson ise Dior Haute Couture Sonbahar/Kış 2026-2027 koleksiyonunda bu ilişkiyi çağdaş sanat üzerinden yeniden kuruyor. Amacı, malzemeyi kendi sınırlarının ötesine taşımak. Bu koleksiyonda Jonathan Anderson’ın ilhamı, Amerikalı heykeltıraş Lynda Benglis. Onun eserlerinden yola çıkarak kumaşı yaşayan bir heykele dönüştürüyor. Benglis'in iki boyutlu yüzeyleri düğümleme, pileleme ve kalıplama yoluyla üç boyutlu formlara dönüştüren üretim dili, Anderson'ın couture anlayışıyla buluşuyor. Elde pileleme, drapaj ve düğümleme gibi zanaatkarlık gerektiren teknikler, koleksiyonun temel yapı taşlarını oluştururken her tasarım, hareket ettikçe biçim kazanan heykellere dönüşüyor.
Defile, Benglis'in organik ve heykelsi dünyasını yansıtacak şekilde Musée Rodin'in palmiyeler ve yoğun bitki örtüsüyle dönüştürülen bahçesinde sunuldu. Benglis'in metalik heykellerine gönderme yapan gümüş elbiseler, tel örgü etkili etekler, uzun püsküller ve elde şekillendirilmiş drapeler koleksiyonun en dikkat çeken görsel unsurları arasındaydı. Lynda Benglis'in Ahmedabad ile uzun yıllara dayanan bağı da koleksiyonun önemli ilham kaynaklarından biri. Sanatçının 1970'lerin sonunda Hindistan'da karşılaştığı tavus kuşlarından ilhamla oluşturduğu Peacock serisi, canlı çiçek aplikeleri ve yoğun boncuk işlemeleriyle koleksiyonda yeniden hayat buldu. Anderson'ın Benglis üzerine yaptığı araştırmalar onu Hindistan'ın köklü zanaat mirasına, özellikle de 18. yüzyıldan bu yana Avrupa dekoratif sanatlarını etkileyen chintz geleneğine götürdü. Elde boyanan ya da ahşap kalıplarla basılan özgün kumaşlardan elde edilen antika chintz ve indiennes parçaları, Petit Dîner ve mini Lady Dior çantalarına işlenerek koleksiyonun hikayesini aksesuarlara da taşıdı.
Ahmedabad'ın doğal ve kültürel dokusu, Jonathan Anderson'ın "laboratuvar olarak couture" yaklaşımına da yeni bir araştırma alanı açıyor. Farklı coğrafyaları ve atmosferleri bir araya getirme fikrinden yola çıkan tasarımcı, Ahmedabad'ın bereketli doğasını Benglis'in yaşadığı ve stüdyosunun bulunduğu Santa Fe'nin kurak iklimi ve kristal berraklığındaki havasıyla buluşturuyor. Koleksiyonun çiçek motifleri ve renk paleti de bu iki farklı coğrafyanın görsel dünyasını aynı couture anlatısında bir araya getiriyor.










