07 Eki 2026

İlkbahar/Yaz 2027

Moda elindekini söker, karıştırır, yeniden kurar. İlkbahar/Yaz 2027, zamansız ev kodlarını kumaşın ağırlığı, dokusu ve kullanım biçimi üzerinden ele alıyor. Bugüne ve yarına ne üretiyoruz?

  • Yazar Melis Özek 

  • Ekonomik belirsizlik ve jeopolitik gerilim arttıkça kusursuz bir gelecek resmi çizmek güçleşiyor. Miuccia Prada bu sıkışmayı ocak ayında tek bir soruyla dile getirmişti: "Böylesine büyük bir değişim anında geleceği nasıl hayal edebiliriz?" İlkbahar/Yaz 2027 podyumları bu soruya uzak bir gelecekten değil, eldeki malzemeden cevap veriyor. Tasarımcılar yeni bir mit icat etmek yerine modaevlerinin en bilinen kodlarını masaya yatırıyor: bir etek, bir tüvit, bir örgü, bir renk. Hepsini söküp bugünün bedeni üzerinde yeniden kuruyorlar.

    Milano'da Prada, koleksiyonun tamamını tek bir parçaya, eteğe adıyor. 63 görünüm boyunca mini ve diz altı formlar deri, tafta, PVC ve taşlardan örülmüş dantelle yan yana geliyor. Yırtmaçlar cırt cırtla kapanıyor; dekoltenin nerede biteceğine giyen kişi karar veriyor. Eteği içeriden hacimlendiren krinolin ise şeffaf bir katman olarak dışarı taşınıyor. Giysi, ruhunu saklamıyor.

    Paris'te en somut cevap Dior'un davetiyesinde gizli. Jonathan Anderson konuklarına bir kutu içinde iki wénwán cevizi gönderiyor: Çin'de avuç içinde çevrilen, dokundukça rengi koyulaşan, temas ettikçe parlayıp karakter kazanan iki ceviz - Değeri ancak zamanla ve elle ortaya çıkacak. Asimetrik etek uçları, birbiriyle eşleşmeyen küpeler, uçuşan katmanlar... Anderson, Dior kodlarını Dior’a en laik haliyle esnetiyor.

    Chanel'de Matthieu Blazy, Gabrielle Chanel'in farklı dönemlerini tek koleksiyonda buluşturuyor. Edward dönemi korselerinin izleri yumuşatılmış iç giyim parçalarına sızıyor, erkek gardırobundan ödünç alınan terzilik esniyor. Tüvit, Blazy'nin smocked tweed adını verdiği teknikle bedenle birlikte hareket eden, akışkan bir yapıya kavuşuyor.

    Defileyi açan ve kapatan modelin elinde Gabrielle Chanel'in kendi 2.55 çantası var. Şubat 1955'te tasarlanan zincir askılı model, kadınların ellerini serbest bırakarak döneminin küçük ama sarsıcı devrimlerinden biri olmuştu. Çantanın yüzeyindeki kullanım izleri koleksiyonun fikrini tek başına taşıyor: Zamansızlık, hiç eskimemek anlamına gelmiyor.

    Aynı hafifleme Bottega Veneta'da da var. Louise Trotter, modaevinin imzası intrecciato örgüyü gözle görülür biçimde gevşetiyor. Araları açılan deri şeritler pantolonlarda, eteklerde ve çantalarda uçuşan saçaklara dönüşüyor; tığ işi ve rafya aynı gevşekliği sürdürüyor. Örgü, geriye bakmanın bir yolu olmaktan çıkıp evin kodlarının bugün nasıl yaşayacağını araştıran bir yönteme dönüşüyor.

    Kodlar gevşedikçe beden öne çıkıyor. Celine'de Michael Rider koleksiyonu "emotional dressing", yani duygusal giyinme fikri etrafında kuruyor. Keskin terzilik, küçük siyah elbiseler, saten, deri ve balon pantolonlar; aşınmış sneaker'lar, iri takılar ve gelişigüzel görünen katmanlarla katılığını yitiriyor. Rider kimliği sabit bir görüntü olarak değil; hafızayla, ruh hâliyle ve gündelik beden diliyle ele alıyor. Kol altında taşınan bir palto, çorabın içine sıkıştırılmış bir paça ya da saten takımla giyilen bir tişörtü, kusursuz görüntüyü sokağa ve hayata yaklaştırıyor.

    Defilenin Paris Is Burning belgeselinden Dorian Corey'le açılması bu fikre bir katman daha ekliyor. Corey'nin şöhret, yaş almak, hayatta kalmak ve iz bırakmak üzerine sözleri, Paris'in köklü zarafet ezberini yerinden oynatıyor.

    Louis Vuitton'da Nicolas Ghesquière. Ergonomie. Giysi artık bedeni kendi kalıplarına zorlamıyor; aksine bedenin hareketine ve değişen dış koşullara uyum sağlıyor. Şeffaf yüzeyler, teknik kumaşlar ve vizörler bu uyumu fütüristik bir dile çeviriyor.

    Ghesquière, koleksiyonun açılışındaki yarı şeffaf beyaz elbiseyle bu fikri somutlaştırıyor. Şeffaflığı sadece bedeni sergilemek ya da süslemek için kullanmıyor; parçalı kumaşları öyle bir kurguluyor ki elbise adeta ikinci bir tene dönüşüyor. Bedeni sert kalıplarla sıkıştırmak yerine kumaşın, dikişlerin ve havanın vücutla birlikte hareket etmesine izin veriyor. Bu, az malzemeyle eksiksiz bir silüet yaratmanın; ağırlaşmadan hem hafif hem güçlü kalabilmenin teknik bir yolu.

    Couture teknikleri de gündelik giysilere sızıyor. Balenciaga'da Pierpaolo Piccioli'nin Les Coraux de la Liberté koleksiyonu, sanatçı Aude Franjou'nun keten iplikle sardığı mercan heykelinden ilham alıyor. Piccioli haute couture birikimini en yalın formlara uyguluyor: düz bir tişört, jean, bomber ceket.

    Malzeme de aynı soruyla sınanıyor. Ferragamo'da Maximilian Davis, fotoğrafçı ve savaş muhabiri Lee Miller'dan yola çıkarak trençkotları lateksi andıran yarı saydam kauçuktan biçiyor. Julie Kegels etek uçlarına minik ağırlıklar asarak kumaşın podyumdaki hareketini kontrol ediyor. Ellen Hodakova Larsson ise balık ağları, deforme olmuş yelken bezleri ve antika ketenler gibi çoktan gözden çıkarılmış malzemelere yeniden hayat veriyor.

    Sezonun en görkemli sahnesi Saint Laurent'a ait. Trocadéro'nun karanlığına asılan üç dev avize, couture salonlarının ihtişamını açık havaya taşıyor; arkada parlayan Eyfel Kulesi modaevini Paris'in siluetine yerleştiriyor. Miles Davis'in Ascenseur pour l'échafaud filmi için kaydettiği müzik geceye melankolik bir gerilim katıyor.

    Anthony Vaccarello mirası küçük ayrıntılara bırakmıyor: 59 görünümün 49'unu altınla kaplıyor. Koleksiyon, Yves Saint Laurent’ın Pierre Bergé ile biriktirdiği nesnelere ve couture koleksiyonlarında kurduğu görsel dile uzanıyor. Le Smoking gibi Saint Laurent’ı dönüştüren parçalar, tek bir rengin içinde yeniden beliriyor. Beden hareket ettikçe ihtişam kendi kırılganlığını açığa çıkarıyor.

    Matières Fécales bakışı modanın kendi ekonomisine çeviriyor: Geçen sezonun The One Percent başlığı bu kez The Ninety Nine Percent oluyor. 99 görünüm, 99 model. Finalde iki siyah model, gözleri banknotlarla kapatılmış bir adam figürünü omuzlarında taşıyor. Moda kendi ekonomik yapısından kaçabilir mi?

    Alaïa'da ise Pieter Mulier'nin ani ayrılışının ardından koleksiyonu tasarım ekibi üstleniyor. Bedeni heykel gibi saran jarse elbiseler tek bir tasarımcının imzasını değil, atölyenin sessiz ve ortak hafızasını yansıtıyor.

    Miuccia Prada'nın ocak ayında erkek koleksiyonuna verdiği ad Before and Next'ti: önce ve sonra. Ekimde Miu Miu için seçtiği Here and Now ise cevabı uzak bir gelecekte aramıyor. Şimdi ve burada.

    Sezonun güçlü koleksiyonları kusursuz kimlikler icat etmek yerine bugünün parçalı kimliklerini, bedensel ihtiyaçlarını ve çözülmemiş çelişkilerini gösteriyor. Tüm bu detaylar çağın ruhunu çok daha iyi anlatıyor. Geleceğin yolu da buradan geçiyor: denenmiş olanı sökmekten, elde kalanı yeniden okumaktan ve henüz tamamlanmamış olana yer açmaktan.