18 Eki 2026

Bosphorus Estate: Rafael Cemo Çetin

Rafael Cemo Çetin, İstanbul’da şekillenen, mitolojiden ve Kapalıçarşı’nın zanaat geleneğinden beslenen Rafael Indiana evreninde mücevheri sinematik bir dünyanın parçası olarak ele alıyor. Şehri arka fonuna alan Rafael Indiana’nın altınla kurduğu görsel dil, Boğaz’ın altın ışığıyla buluşuyor.

  • Yazar Selin Yıldız 

  • Röportaj Selin Yıldız
    Fotoğraf Umut Sakın

    Sinema senin için bir aile mirası. Yönetmen bir baba ve görüntü yönetmeni bir anne ile çocukluğundan itibaren setlerin içinde büyüdüğünü biliyoruz. Bu mirastan beslenirken kendi görsel dilini ve anlatım biçimini bulmak nasıl bir yolculuktu?

    Film izlemek, kamera taşımak, setlerde büyümek çocukluğumun parçasıydı dediğin gibi. İlk filmimi yedi yaşında çektim, her yere bir “handycam” taşırdım, “viewfinder” gözümden ayrılmazdı. Sürekli hayatı kayda aldım. Kuzenlerimle bir kısa film çekmiştik, bir James Bond filmi. Stuntlar, kostümler, diyalog, montaj... Şu an düşününce çok acayip geliyor. Diğer çocuklar oyuncaklarla oynarken biz film çekiyorduk. Yani küçüklüğümden beri ne yapmak istediğimi biliyordum. Ama açıkçası babamın gölgesinde kalmamak için veya başka dinamikler yüzünden zorlandığım dönemlerim de oldu. Sürekli bu konuda farklı kompleksler yaşadım ve hatta vazgeçmek üzereydim. Sonra bir gün bunu kırdım ve su kendi yolunu buldu.

    Rafael Indiana’nın başlangıcında Kapalıçarşı’daki zanaat dünyasıyla karşılaşmanın önemli bir yeri var; orada çok vakit geçirmeye, taşları ve üretim süreçlerini yakından keşfetmeye başlıyorsun. Mücevher tasarımına olan ilgin o dönemde mi şekillendi yoksa geriye dönüp baktığında bunun izlerini daha erken dönemlerde de görüyor musun?

    Tabii orada bir eğitim aldım ve asıl mesleği öğrendim, ancak mücevher ondan çok önce de ilgimi çekiyordu. Küçüklüğümden beri parlak şeyleri severdim, Almanya’daki dedem bana eski bir altın madalyon hediye etmişti. Orada başlamıştı benim altın ile ilişkim. Annemin de aslında çok katkısı var bu konuda; taktığı aksesuarları hep beğeniyordum. Hatta arada onun kolyelerini ödünç alıyordum. Bana hediye ettiği altın haç kolyeyi hayatım boyunca taşıdım. Bebeklik fotoğraflarımda bile bir kehribar kolye takıyorum. Ama asıl yüzük takmayı keşfedince takı tasarımı ilgimi çekmeye başladı.

    Röportajın devamı Ekim sayısında.