29
29
SÉPARATION: ROOM 44
Ramize Erer'in “Séparation” sergisi, Paris'teki Hôtel Langlois'nin 44 numaralı odasında. Nazlı Pektaş'ın küratörlüğünde gerçekleşen sergi, sanatçının Paris'te ürettiği resimlerle İstanbul'da kaydettiği görüntüleri buluşturuyor.
Yazar Kumru Yaren Cengiz
Karikatürlerinde kadınların arzularını, ilişkilerini ve toplumsal tabularla mücadelesini yıllardır kendine özgü mizahıyla ele alan Ramize Erer, bu kez resimleriyle Paris'te. Sanat yazarı ve küratör Nazlı Pektaş ise Ramize Erer'in kadınlarını, alışıldık bir galeri yerine Hôtel Langlois'nin 44 numaralı odasında bir araya getiriyor. Art Basel Paris haftasında açılan “Séparation”da sanatçının tanıdık kadın figürlerine hüzün eşlik ediyor. Ramize Erer ve Nazlı Pektaş'la 31 Ekim'e kadar görülebilecek serginin hikayesini, ayrılığı ve resimlerde değişen kadınları konuştuk.

Ramize Erer, Fotoğraf: Latife Baudet
Ramize Erer
"Séparation" için seçtiğiniz 25 eserin ne kadarı bu sergiye özel üretildi? Daha önce yaptığınız resimler de varsa onları bir araya getirirken hangi ortaklığı fark ettiniz?
Yaklaşık 50 eser var Hôtel Langlois’in 44 numaralı odasındaki “Separation” sergimde. Hepsini Paris’te ve 2026 yılında ürettim. İlk resimler ortaya çıktığında “ayrılık” teması da belirmeye başladı. Yakın zamanlarda yaşadığım şeylerle ilgili olabilir resimlerdeki ortak duygunun böyle şekillenmesi. Ama ayrılık olgusunun insan varoluşunda yarattığı kırılmaların görsel dünyamda izlerini sürmek kafa yorduğum meseleler arasındaydı.
Kadın figürlerinizin yüzlerinde gül pembesi yanaklar, solgun tenler ve doğrudan izleyiciye çevrilen bakışlar görüyoruz. Bu karakterleri çizerken aklınızda gerçek insanlar oluyor mu? Örneğin son dönemde bir resminize ilham veren biri var mı?
Somut olarak birisi var diyemem. Ama yıllardır baktığım uzun bir izleğin içinden süzülen kadınların izdüşümü diyebiliriz. İçlerinde uzak ya da yakın tanıdıklarım olduğu gibi, düşsel olanlar, roman kahramanları, film karakterleri de sızmıştır resimlerin yüzeylerine.

Ramize Erer, Ayrılık Sergisi, Fotoğraf: Latife Baudet
"Neşeyle, mutlulukla yaptığım bu resimler şimdi neden hüzünlü?" diyorsunuz. Resimlerinize bakışınız ne zaman değişti? Bunu ilk kez hangi eserde hissettiniz?
Bu benim cevabını bilmeden kendime sorduğum bir soru. Cevapsız, belirsiz havada asılı kalmasını seviyorum. Ama arkasında ayrılıklar olduğunu, hüznün neşenin geçmiş zaman hali olduğunu söyleyebilirim. Paris’ te resim yaparken daha önce olmayan bir şeyi farketmemle ortaya çıktı sanıyorum. Yaptığım portrelerde hatta yaptığım vazodaki güllerde bile belli ya da belirsiz bir gözyaşı ekleme ihtiyacı hissediyordum.
Yıllardır kadınların ilişkilerini, arzularını ve gündelik hayatlarını çiziyorsunuz. Bugün resmetmekten en çok hoşlandığınız, geçmişte ise ele almaya çekindiğiniz bir kadınlık hali var mı?
Yapmak isteyip de yapamadığım bir kadınlık hali hatırlamıyorum. Tabularla oynamayı hep sevdim karikatürlerimde. Resim ve karikatür iki farklı bir dil. Resimlerimde duygularla oynamayı,izleyiciyi bu yolla etkilemeyi seviyorum.

Séparation
Eserleriniz bu kez bir galeride değil, Paris'te bir otel odasında sergilenecek. Resimlerinizin yatağın, televizyonun ve odadaki diğer eşyaların arasında bulunması sizin için neyi değiştiriyor?
Resimlerimdeki kızların mahremiyetlerini koruma isteğiyle sanıyorum onları, gelip geçenin rahatlıkla görebileceği çıplak, soğuk bir galeri yerine, bende gelip geçiciliğiyle ayrılık fikrini pekiştiren, kederlerini rahatlıkla yaşayabilecekleri bir otel odasında sergilemeyi tercih ettim.
Sergide kendi çektiğiniz videolar da var. Resimle anlatamadığınız, özellikle hareketli görüntüyle göstermek istediğiniz ne vardı?
Paris’te çok sevdiğim şehrimden İstanbul dan uzak yaşarken zaman zaman özlemle İstanbul’daki atölyemin penceresinden çektiğim videolara bakarken buluyordum kendimi. Bu benim çok sık yaptığım bir şeydi. Pencereme konan martıları, hava koşullarına göre değişen boğaz manzaralarını, penceremin önünde sürekli rüzgarda salınan ağacımızı çekerdim. Ya da doğduğum şehre, annemi ziyarete gittiğimde beni çocukluğuma götüren doğa manzaralarını. Bu görüntülerden oluşan kısacık bir film, resimlerle birlikte otel odasının televizyonunda gösteriliyor. Adı bir kelime oyunuyla Séparation(s) yani “Ayrılıklar”. Bu manzaralar benim için geride kalana duyulan derin bir özlemi ifade ediyor.

Ramize Erer, Nazlı Pektaş, Fotoğraf: Latife Baudet
Nazlı Pektaş
"Séparation" için neden bir galeri yerine Hôtel Langlois'nin 44 numaralı odasını seçtiniz? Önce serginin fikri mi ortaya çıktı, yoksa bu odayı gördükten sonra mı kurgu şekillendi?
“Séparation” (Ayrılık) başlığını Ramize buldu, doğrudan kendi resimlerinin dünyasından çekip çıkardı. Serginin fikri de bu resimlerdeki tekinsiz melankoliyle şekillendi. Ayrılık hem bir kavram hem bir eylem. Çoğu zaman ayrılığa dair duygularımızı öteler, hüznü göstermekten, ağırlığını kabullenmekten kaçarız. Ramize’yle yaptığımız uzun konuşmalarda da, sergiyi kurgularken de kaçmak yerine duygusuna sahip çıkan kadınların yasını esas aldık. Resimlerdeki yoğun his, göç, aşk ya da memleketten zorunlu ayrılış gibi türlü sebeplerle bir yerden, ait olduğu ülkeden gitmek zorunda kalanları bir araya getirir. Küratoryal çerçeveyi de ayrılık acısını ertelemeyen, yarasını cesurca sırtlayan bu figürler belirledi.
Bir otel odasında sergi hazırlamak, galeride çalışmaktan oldukça farklı. Odanın mevcut mobilyaları, ışığı ve mimarisi eserlerin yerleşimini nasıl belirledi? Vazgeçmek zorunda kaldığınız bir yerleştirme fikri oldu mu?
Ayrılığın uyandırdığı yoğun duyguları beyaz küpün steril ortamına hapsetmek istemedik. Aslında otel odası fikri de mekânla kurulan bağ da bütünüyle Ramize’ye ait. Ramize yıllar önce Paris’e ilk geldiğinde iki küçük çocuğuyla bir süre Utrillo Otel’de kalmıştı. Şehre yerleşmeden önceki o geçici sığınak, bu fikri çok önceden hazırlamıştı. Hôtel Langlois, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında yapılmış kesme taş bir bina. Kırk dört numaralı odayı seçerken de Ramize’nin bu otelde hissettiği yakınlık belirleyici oldu. Otelin yöneticisi sevgili Tuğçe Akdur Zaccaro’nun kapıları açması, projeyi en başından sahiplenmesi bizim için çok kıymetliydi. Otel odası, gelip geçenlerin kısa bir süre konakladığı bir yer aynı yatak, aynı gece hem bir varışın hem bir ayrılışın izini taşır. Eserleri yerleştirirken odanın havasını bozmadık. Resimlerdeki kadınlar da sanki bu odanın konukları.

Ramize Erer, Ayrılık Sergisi, Fotoğraf: Latife Baudet
Ramize Erer'in resimlerinde canlı renkler ve güçlü kadın figürleri var. Siz sergiyi "yarıda kalmış bir yasın yankısı" olarak tanımlıyorsunuz. Bu eserlerdeki yas duygusunu hangi ayrıntılarda görüyorsunuz?
“Yarıda kalmış yas” derken kederin bir takvime sığmadığını, yasın sınırlarının çizilemeyeceğini kastediyorum. Gündelik hayatın sıradan anlarında hiç beklemediğimiz biçimlerde kabaran bu yası hep içimizde taşırız. Fransız düşünür Vladimir Jankélévitch’inaltını çizdiği gibi ayrılık ani bir kriz yaratır yokluk ise hüzünlü bir hazza elverişli, kronik bir haldir. İnsan terk ettiği toprağa dönebilir ama zamanda geri gidemez. Odysseus İthaka’ya döndüğünde büyük bir hayal kırıklığı yaşar, çünkü özlediği şey toprağı olduğu kadar geride bıraktığı kendi geçmişidir. Ramize’nin resimlerinde bu bitmeyen sızıyı yarı saydam porselen tenlerde ve gül pembesi yanaklarla çelişen boş bakışlarda görürüz. Sanatçı aynı yüzeyde kalın yağlı boya fırça darbelerini ince, tereddütlü çizgilerle birlikte kullanır. Kadınlar bir şeyin yasını tutar ama hayattan büsbütün çekilmez. Dış dünyadan yalıtılmış bu bedenlerin üzerinde veda edememenin ağırlığı ince bir tül gibi durur. Kimseye ait olmayan bir otel odası da sınır tanımayan bu yası barındırmak için en doğru yer.
Sergide portreler, figürler ve natürmortlar birlikte yer alıyor. Bu 25 eseri seçerken nasıl bir ilişki kurdunuz? Birbirinden farklı dönemlere ait çalışmaların yan yana gelmesi yeni bir anlam ortaya çıkardı mı?
Ramize’nin yıllardır tanıdığımız çizgilerindeki kadınlar her zaman arzularına sahip çıkan, dobra karakterlerdi. Tuvaldeki kızlar aslında aynı kadınlar, ama ses tonları değişti. Çizgideki dışa dönük itiraz, tuvalde içine kıvrılan bir sükûnete ve masumiyete dönüştü. Otel odasında toplanan bu kadınlar birbirleriyle konuşmuyor gibi dursalar da aynı acıyı paylaşırlar. Kimsenin sormayacağı köklerini, dilsizliklerini yan yana getirip hiç iyileşmeyecek yaraların etrafında sırt sırta otururlar. Çizginin hızı da resimde yerini ağır bir melankoliye, bakışlardaki kırılganlığa bıraktı. İki disiplin, kadının farklı hâllerini birbirini tamamlayarak anlatır.

Séparation
Videoların otel odasının kendi televizyonunda gösterilmesi dikkat çekici. Bu karar en başından beri var mıydı? Videoların ayrı bir ekranda ya da projeksiyonla gösterilmesinden nasıl farklı bir etki bekliyorsunuz?
Biri gittiğinde, geride bıraktıkları da yeni bir anlam kazanır. Vazoda duran bir gül ya da hediye edilmiş tek bir gül, birdenbire gidenin yokluğunu en çok hissettiren şeye dönüşebilir. Yirmi beş eseri kurgularken portrelerle gül natürmortlarını bu yüzden yan yana getirdik aralarındaki fısıltı duyulsun istedik. Natürmortlar, figürlerin nefesini tuttuğu anlar gibidir. Kadınların yüzündeki suskunluk onlarda da sürer. Güller de yüzler gibi yarıda kalmış bir yasın içindedir.
Sergi Art Basel Paris ile eş zamanlı gerçekleşiyor. Şehrin bu dönemdeki yoğun sanat programı içinde, ziyaretçinin bir otel odasına girerek eserlerle karşılaşmasını nasıl hayal ediyorsunuz?
Art Basel Paris haftasında her şeyi piyasa ve hız belirler. Böyle bir zamanda tek bir odanın kapısını kapatıp içeri girmek o yüksek sesli görüntülerin kaosundan kaçabilmek, fuarın uğultusuna kulak tıkamak gibi.Oda bir sergi salonuna özenmiyor, inatla otel odası olmayı sürdürüyor. Sığınak fikri ise tuvallerdeki kızlarla bir izleyici olarak göz göze geldiğim anlarda doğdu. Metindeki “varoluşsal sığınak” tanımı da gözlerdeki kederden, Ramize’yle saatlerce süren konuşmalarımızdan ve yazışmalarımızdan çıktı. Odadaki kadınların bakışlarına yakalandığımda kendi ayrılık yasımla yeniden yüzleştim. Ziyaretçinin de içeri girip resimlerdeki kadınlarla bakıştığında benzer bir sığınma hissi yaşayacağını düşünüyorum. Burası, insanın en savunmasız duygularını, kaçtığı ayrılık acısını bir süreliğine güvenle bırakabileceği bir yer. İzleyicinin, Portekizcede saudade denen, yitirilene duyulan hüzünlü özleme kapılıp resimlerdeki kadınlarla sırt sırta oturabileceğine inanıyorum.
Kapak Fotoğrafları:
Dikey: Séparation Afiş
Yatay: Ramize Erer, Ayrılık Sergisi, Fotoğraf: Latife Baudet