12
12
FASHION FICTION: HUSSEIN CHALAYAN
Toprağa gömülen elbiseler, eteğe dönüşen bir sehpa, modelin üzerinde dönem değiştiren silüetler... Hussein Chalayan’ın moda tarihine bıraktığı görüntüleri unutmak kolay değil. Galerist’in 25. yıl sergisi Gönül İşi için hazırlanan Airmail Dress’in yeni gümüş edisyonundan yola çıktığımız sohbet, fantezi ve gerçeklikten teknolojiye, aidiyetten podyumlara uzanıyor.
Yazar Kumru Yaren Cengiz
Lefkoşa’da doğan, çocukluğu Kıbrıs ile Londra arasında geçen Hussein Chalayan, moda tasarımcısı ve sanatçı. Central Saint Martins’ten mezun olduğu 1993 yılından bu yana giysiyi mimarlık, teknoloji, performans ve sinemayla birlikte düşünüyor. İki kez British Designer of the Year seçilen Chalayan, 2005’te Türkiye’yi Venedik Bienali’nde temsil etti; işleri Victoria and Albert Museum, The Metropolitan Museum of Art ve MoMA gibi kurumlarda sergilendi.

Hussein Chalayan, Inertia, 2009. Power Station of Art, Şanghay, sergi görünümü, 2021. Power Station of Art izniyle.
Hussein Chalayan’ın işlerini yıllar sonra tek tek sayınca ortaya moda tarihinin oldukça iyi bir greatest hits albümü çıkıyor: Aylarca toprağın altında bekleyen mezuniyet koleksiyonu The Tangent Flows, bir oturma odasını giyilebilir hale getiren Afterwords, uzaktan kumandayla açılan Remote Control Dress, 111 yıllık moda tarihini birkaç dakikaya sığdıran One Hundred and Eleven... Her biri moda hafızasına çoktan yerleşmiş durumda.
Hussein Chalayan’ın yolu yirmi yılı aşkın süredir bu üretimlerin farklı duraklarında Galerist ile kesişiyor. 2001 yılında kurulan Galerist, geçen 25 yılda yaklaşık 200 sergi gerçekleştirdi. Şimdi 25. yılını, galerinin kimliğinde iz bırakmış farklı kuşaklardan 50’ye yakın sanatçının katıldığı Gönül İşi ile kutluyor.

Hussein Chalayan, One Hundred and Eleven, 2007 İlkbahar/Yaz. Fotoğraf: Chris Moore
16 Eylül’de açılıp 7 Kasım’a kadar devam edecek sergide, Galerist’in tarihinde yer etmiş yapıtlar yeni üretilen işlerle yan yana geliyor. Her yapıt sanatçısının bir tür otoportresi olarak okunurken, serginin tamamı Galerist’in kolektif portresini çıkarıyor. Buradaki otoportre fikri, sanatçının yüzünden çok yıllar içinde tekrar eden biçimlere, malzemelere, jestlere ve meselelere uzanıyor. Serginin adı da bu uzun ilişkilerin ardındaki emeğe, özene, kararlılığa ve inanca işaret ediyor.
Hussein Chalayan sergide, 1999’da tasarladığı Airmail Dress’in Galerist’in 25. yılı için hazırlanan yeni gümüş versiyonuyla yer alıyor. Katlandığında postayla gönderilebilen, açıldığında elbiseye dönüşen iş, Galerist’te daha önce de sergilenmiş ve galerinin belleğinin bir parçası olmuştu. Bir elbise, bir zarf ve “kendi gölgeni gönderme” fikri. Fantasy & Reality sayımızda Hussein Chalayan ile buluşmak için bundan daha iyi bir vesile olamazdı.
Bu sayımızın teması Fantasy & Reality. Defilelerinizde bir masa eteğe dönüşebiliyor, elbiseler modelin üzerinde şekil değiştirebiliyor. Gerçek hayatta mümkün görünmeyen bir fikri çalışır bir tasarıma dönüştürmeye nereden başlıyorsunuz?
Ben fanteziyi gerçekliğin karşıtı olarak görmüyorum. Fantezi, henüz gerçekleşmemiş bir gerçeklik ihtimali. Bu yüzden projelere çoğu zaman ilk bakışta imkansız gibi görünen fikirlerle başlıyorum.

Hussein Chalayan, Absent Presence, 2005, video. 51. Uluslararası Venedik Bienali’nde Türkiye Pavyonu’nda gösterilmiştir.
Podyumda fikirlerinizin en uç halini görürken koleksiyonlarınızın büyük bölümü günlük hayatta giyilebilen parçalardan oluşuyordu. Podyumdaki fantezi ile gerçek hayatta giyilen kıyafet arasında nasıl bir bağ kuruyordunuz?
Ben bu ikisini hiçbir zaman ayrı dünyalar olarak düşünmedim. Sunumlarda fikirlerin daha deneysel ve monumental hallerini görebiliyordunuz; mağazada ise onların giyilebilir versiyonları vardı. Aslında giyilebilir kıyafetler her zaman daha fazla zamanımı aldı. Çünkü bir fikri çok uç bir noktaya götürmek başka, o fikri günlük hayatın içine yerleştirmek başka bir mesele. Benim için asıl ilginç olan, bir düşüncenin hem hayal dünyasında hem de gerçek hayatta var olabilmesi. Fantezinin günlük hayatla temas ettiği yer bence tasarımın en ilginç noktalarından biri.
Öğrencilerinize yaratıcı bir şekilde moda yapmak için yalnızca modaya bakmamaları gerektiğini söylüyorsunuz. Son dönemde moda dışından sizi en çok ne besliyor?
Moda hakkında düşünmenin en iyi yollarından birinin bazen modaya bakmamak olduğunu düşünüyorum. Mimarlık, sinema, çağdaş sanat, bilim, biyoloji, felsefe ve teknoloji uzun zamandır beni besliyor. Son dönemde özellikle yapay zeka, biyolojik sistemler ve malzemelerin kendi davranış biçimleri ilgimi çekiyor. Bu benim için önemli bir mesele çünkü tasarımcının görevi her şeyi tamamen kontrol etmek olmayabilir. Bazen doğru soruyu sorup malzemeye, bedene veya sisteme kendi cevabını verme alanı bırakmak daha ilginç. Sadece modaya bakarsanız modanın tarihini görürsünüz. Başka alanlara baktığınızda ise modanın henüz ne olabileceğini görmeye başlarsınız.

Hussein Chalayan, Absent Presence, 2005, video. 51. Uluslararası Venedik Bienali’nde Türkiye Pavyonu’nda gösterilmiştir.
Bir fikrin koleksiyona, filme, heykele ya da sergi işine dönüşmesini ne belirliyor?
Çoğu zaman ben karar vermiyorum; fikrin kendisi karar veriyor. Bazı fikirler bedenle ilişki kurmak istiyor ve giysiye dönüşüyor. Bazıları hareket, zaman veya ses gerektiriyor ve film oluyor. Bazıları ise mekanla ilişki kuruyor ve heykel ya da enstalasyona dönüşüyor. Benim için önemli olan, fikri önceden belirlenmiş bir forma zorlamak değil. Onun hangi formda en doğru şekilde var olabileceğini bulmak.
Göç, ayrılık ve aidiyet otuz yılı aşkın süredir işlerinizde karşımıza çıkıyor. Bu konularla kurduğunuz ilişki zaman içinde nasıl değişti?
Başlangıçta bunlar benim için çok daha kişisel meselelerdi. Göç, ayrılık, başka bir yerde yaşamak ve bir yere tam olarak ait olamamak doğrudan hayatımın içindeydi. Ama her zaman bu konuların yalnızca benim hikayem olmadığını fark ettim. Yıllar geçtikçe göç, yer değiştirme, aidiyet ve kimlik çok daha geniş bir şekilde gündemimize girmeye başladı. Bugün aidiyeti sabit bir durum olarak görmüyorum. Daha çok değişen, hareket eden ve zaman içinde yeniden kurulan bir şey olarak görüyorum. Belki de insanın bir yere ait olma ihtiyacı ile hiçbir yere tamamen ait olamaması arasındaki gerilim, bu konuların benim işlerimde hala devam etmesinin nedeni.
Remote Control Dress ve One Hundred and Eleven bugün hala şaşırtıcı görünüyor. Teknoloji çok ilerlediği halde modada bu kadar güçlü dönüşüm anlarına daha az rastlamamızı neye bağlıyorsunuz?
Teknoloji bir fikrin taşıyıcısı olduğunda güçlü. Fakat teknoloji fikrin kendisi olduğunda çok hızlı eskimeye başlıyor. Çünkü teknoloji sürekli değişiyor, bence iyi bir fikir ise teknolojiden daha uzun ömürlü. Bugün birçok şeyi teknik olarak yapabiliyoruz. Ama benim için asıl soru hala “Bunu yapabilir miyiz?” değil, “Bunu neden yapmak istiyoruz?” sorusu. Teknoloji değişebilir ama insanın beden, kontrol, hareket ve kimlik üzerine sorduğu bazı temel sorular değişmiyor.
Kendi markanız için sezonluk koleksiyon üretmeyi bıraktıktan sonra podyumu özlediğiniz oluyor mu? Sizi yeniden podyuma çıkaracak fikir ne olurdu?
Podyum benim için sadece bir sunum şekliydi. Birçok işimi podyum dışında da sundum ve farklı biçimlerde deneyimlenmesini istedim. Ama evet, zaman zaman podyumu özlüyorum. Şu anda beni daha çok heyecanlandıran şey, başka bir markanın kreatif direktörlüğünü yapmak olabilir. Çünkü orada kendi geçmişimi tekrar etmekten ziyade, başka bir yapı içinde yeni bir dil kurma ihtimali var.

Hussein Chalayan, Remote Control Dress, Before Minus Now, 2000 İlkbahar/Yaz, Metropolitan Sanat Müzesi koleksiyonu, New York. Fotoğraf: Chris Moore
Galerist’in 25. yılı kapsamında gerçekleşen Gönül İşi, sanatçıların kendilerini farklı biçimlerde ifade etme yollarını bir araya getiriyor. Kendi çalışmalarınızı birer otoportre olarak görüyor musunuz?
Belki doğrudan otoportre değiller ama kaçınılmaz olarak benden bir şey taşıyorlar. Airmail Dress bunun benim için en kişisel örneklerinden biri. Çocukluğumda Londra ve Lefkoşa arasında yaşadığım ayrılık duygusuyla bağlantılı bir iş. Bir yerden başka bir yere gönderilebilmesi ve aynı zamanda giyilebilmesi benim için önemliydi. Bir anlamda hem var olan hem de yok olabilen bir nesneydi. Bir elbise olarak bir bedene ait, ama katlandığında bir pakete dönüşüp başka bir yere gönderilebiliyor. Bu da benim çocukluğumdaki hareket, mesafe ve ayrılık duygusuyla doğrudan bağlantılı. Bu nedenle işlerimi klasik anlamda otoportre olarak görmesem de, hayatımın ve düşüncelerimin bazı izlerini taşıdıklarını düşünüyorum, ama bu fikirleri daha evrensel boyutlara taşımak benim için çok daha heyecan verici oluyor.
Galerist için Airmail Dress’i gümüş renkte yeniden üretme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu yeni versiyon önceki edisyonlardan nasıl ayrılıyor?
Airmail Dress’in farklı renkte versyonlarını yapmak uzun bir süredir aklımdaydı. Galerist’in 25.yıl daveti ile bu yeni versiyonu özellikle Galerist’in 25. yılını onurlandırmak için gerçekleştirmek istedik. Bu nedenle gümüş renk bizim için doğal bir seçim gibi geldi. Gümüş, bir yandan bir yıldönümünü ve zamanı işaret ediyor, diğer yandan işi daha heykelsi ve zamansız bir yere taşıyor. Airmail Dress’in temel fikri aynı kalıyor; fakat renk değiştiğinde işin algısı da değişiyor. Gümüş yüzey elbiseyi biraz daha nesne, biraz daha heykel gibi hissettiriyor. Benim için önemli olan geçmişteki bir işi sadece yeniden üretmek değil. Aynı fikrin, yıllar sonra başka bir bağlamda nasıl farklı bir anlam kazanabileceğini görmek, bu nedenle bu Airmail Dress hem kendi geçmişini taşıyor hem de Galerist’in 25 yıllık geçmişine de değiniyor.
Gönül İşi, uzun yıllara yayılan sanatçı ve galeri ilişkilerini de kutluyor. Sizin için bir galeriyle kurulan ilişkide güven ve süreklilik neden önemli?
Çünkü sanat üretmek aslında bir çeşit risk almak. Bir galerinin görevi sadece yapılan işi sergilemek veya satmak değil. İyi bir galeri, sanatçının henüz tam olarak ne olduğunu kendisinin bile bilmediği bir fikre alan açabilmeli. Güven olmadan insan kendini tekrar etmeye başlıyor. Çünkü bildiği şeyleri yapmak daha güvenli. Oysa sanatın biraz bilinmeyene doğru gitmesi gerekiyor.Uzun süreli ilişkiler bu yüzden değerli, zaman içinde ortak bir dil oluşuyor ve birbirinizin ne demek istediğini açıklamaya gerek kalmadan anlayabiliyorsunuz. Ben sürekliliği aynı şeyi tekrar etmek olarak değil, birlikte değişebilmek olarak görüyorum. İyi ve güvenilir bir ilişki sizi olduğunuz yerde tutmaz; değişmeye de cesaretlendirir.
Kapak Fotoğrafı: Hussein Chalayan, Fotoğraf: Yiorgos Kaplanidis