11 May 2026

Dönemin Ruhuna Dokunmak: Anıl Erdem Cevizci

Alternatif rock sahnesinde geniş dinleyici kitlesine hitap eden Anıl Erdem Cevizci, duyguları aceleye getirmeden, olduğu haliyle aktaran bir vokal diline sahip. Samimiyetle gösteriş arasındaki bu denge, onu grubu Madrigal ile birlikte çağdaş sahnenin ayırt edici figürlerinden biri haline getiriyor.

  • Yazar Kumru Yaren Cengiz & Sena Yavuz 

  • Fotoğraf: Emre Doğru

    Moda Editörü: Hakan Bahar

    Röportaj: Kumru Yaren Cengiz & Sena Yavuz 

    Anıl Erdem Cevizci ile konuşurken parçalarında hissettiğimiz samimiyetin sahne dışına da taşındığını fark ediyoruz. Büyük veya sahte anlatılar kurmaktansa gerçek ve belirli bir ruh halini açık yüreklilikle göstermeyi tercih eden bir ifade biçimi bu. Madrigal şarkıları da bu yüzden dinleyicilerin hayatının soundtrack’i haline geliyor. Kavuşamama, erteleme, kabullenme ya da vazgeçmeme gibi haller yüksek sesle söylenmeden, hayatın akışına yerleşiyor.

    1991 doğumlu Anıl’ın müzikle ilişkisi erken yaşlara uzanıyor. Çocukluk yıllarında kasetlerle başlayan bu bağ, lise döneminde gitar ve sahne deneyimleriyle somutlaşıyor. Üniversite eğitimini farklı bir alanda tamamlamasına rağmen yönünü hep müziğe çevirmesi, ani bir kopuştan çok zaman içinde kendi yolunu bulan bir karar. Kurucu kadrosunda yer aldığı Madrigal, bu kararın doğal devamı. İlk yıllarında küçük sahnelerde şekillenen grup, dijital platformların etkisiyle giderek genişleyen bir dinleyici kitlesine ulaşıyor.

    Seni Dert Etmeler ile gelen büyük görünürlük, hem grubun hem de Anıl’ın kariyerinde önemli bir dönüm noktası. Parçanın zamansız karşılığı, Madrigal’i alternatif sahnenin en geniş dinleyici tabanına sahip gruplarından biri haline getirirken Anıl’ın anlatım biçimini kökten değiştirmiyor. Aksine zaten varolan bir duygusal tonu daha geniş bir alana taşıyor.

    Sahnedeki estetik tercihleri de bu yaklaşımı destekliyor. Gösterişli, zaman zaman glam referanslar taşıyan bir görünüm; kırılgan ama açık bir vokal tonuyla yan yana durabiliyor. Bu kontrast, onu tek boyutlu bir “rockstar” figüründen çıkarıp 

    daha güncel, daha gerçek bir yere yerleştiriyor. Değişen dinleme alışkanlıklarının ve hızlanan üretim temposunun farkında olarak üretmeye devam ediyor. Bu röportaj, Anıl Erdem Cevizci’nin müziğine, sahnedeki kimliğine ve geldiği noktaya bu ortak karşılaşma üzerinden bakıyor.

    Seni nasıl tanıdık? 

    Madrigal isimli grubun solistiyim. Belki beni meşhur Seni Dert Etmeler parçamızla veya onun ardından çıkardığımız, büyük ve güzel kitlelere ulaşmayı başarmış iki albümümüzle tanımışsınızdır.

    Müziğin hayatında ciddi bir yer tutmaya başladığı yaş?

    Walkman’ime ilk Ricky Martin kasedinin alındığı 1997 yılı. Yani aşağı yukarı altı-yedi yaşımdayken diyebiliriz.

    Yeni bir müzik üretirken seni en çok ne besliyor?

    Kaygılar, korkular, umutsuzluklar ve yeni bir şeyler yapmaya dair hevesler ve heyecanlar.

    Yalnızken dinlediğin müzik, yaptığın müziğe benziyor mu?

    Ben çok çeşitli müzik dinliyorum. Sound olarak belki bazen benziyor; bazen de benzemiyor ama ortak şeyler kesinlikle var. Duygular ya da amaçlar gibi. Beni yakalayan şeyleri ben de grubumla beraber insanlara aktarmaya çalışıyorum. Bu yönden benzerlikler mevcut.

    Seni Dert Etmeler hala playlistlerimizden çıkmadı; zamansız kategorisine girdi. Demo ile yayınlanan versiyon arasındaki en belirgin fark ne? İlk kez konserde söylediğin versiyonu hatırlıyor musun?

    Tuhaftır ki Seni Dert Etmeler’in demo hali ile yayınlanan hali arasında belirgin hiçbir fark yok. Bu, hem bizim o dönemki amatör ruhumuzdan hem benim demoya olan kulak aşinalığım dolayısıyla o halinden vazgeçemeyişimden hem de mistik tarzıyla kayıt stüdyosundaki herkesi etkisi altına alışından kaynaklanıyor. Sözlerini, o sıra çalıştığım teknoloji firmasında mesaide gizli gizli yazarken işin buralara geleceğinden çok habersizdim. Karşılaştığım tepki bu yüzden çok büyük oldu ve tüyler ürperticiydi gerçekten.

    İkinci stüdyo albümün Sana Ait kariyerinin bu aşamasında sana ne ifade ediyor?

    Sana Ait ben ve grubum için her şeyden önce gelişim, dönüşüm ve yeniden doğuş demek. Albümü yaparken ortak hislerimiz buydu. Artık her şeye daha hakimdik, daha hızlıydık, daha her şeyin farkındaydık. Hislerimizi daha rahat aktarabiliyorduk. Nerede ne yapılması gerektiğini daha iyi anlıyorduk. Dolayısıyla bu albümün kapağında, ilk albümümüz Neogazino klipleri boyunca kullandığımız minivan’imizi yaktık ve küllerinden yeniden doğduk. Bu metaforları da özenle seçtik. Şimdi albüm yayınlandıktan birkaç ay sonra albümün bize getirdiği başka hisleri de keşfettim. Kalıcılık, saygınlık, ilerleme... Dolayısıyla bu albüm kariyerim için çok önemli bir mihenk taşı ve adım oldu.

    Sence bir müzisyenin şarkı üretirken yaşadığı dönemle temas halinde olması ne kadar önemli? 

    Zamansız şarkılar yapabilmek için dönemin ruhunu iyi yakalamak gerekiyor bence. Yani bu ruh dediğim aslında o dönemde konuşulan dilden, jargondan, müzik trendlerine kadar olan belki her şey. En ünlü şarkılarımız aslında biraz bu tarz şarkılardı; herkesin en ortak duygularını, dönemin diliyle anlatan şarkılar. Bunun kilit bir nokta olduğunu düşünüyorum. Dönemin ruhuna dokunmak ama o döneme saplanıp kalmamak. Hem zamansız olmak hem de nostaljik olmamak.

    Üretirken dinleme alışkanlıklarını hesaba katıyor musun? TikTok gibi platformların hit belirlediği bu dönemde yaratıcılığın nasıl şekilleniyor?

    Elbette katıyorum. Formüllere bağlı kalmam gerektiğini çok da hissetmemekle beraber yine de dinleyici dostu şarkılar yapmaya çalışıyorum. Trendleri takip ediyorum, tutan şarkıları merak ediyorum. Bana mantıklı gelen, sevdiğim şeyleri de müziğime katmaya çalışıyorum. Bunları biraz da işin meydan okuması olarak görüp buraya da uyum sağlamak gerektiğini düşünüyorum. Üstelik bunlar benim yaratıcılığımı negatif anlamda etkileyen şeyler de değil; aksine bu meydan okumalar yeni fikirler doğuruyor. Sonuçta işin özündeki duygular her zamanki gibi bana ve Madrigal’e ait.

    Sence 2026’nın en büyük endüstri yalanı ne?

    Yapay zeka işlerimizi elimizden alacak!

    Rock müziğin tarihinde stil hep kimliğin parçası oldu. Sen kendi stilini nasıl tanımlarsın?

    Kendimi ve grubumu biraz glam buluyorum ben. Bizi o 80’lerdeki glam’cilere benzetiyorum. Sahnede, kliplerde, çekimlerde her zaman çok

    süslü ve gösterişli giyiniyoruz, etkinliklere öyle katılıyoruz. Artık böyle biliniyoruz ve bu da benim çok hoşuma gidiyor.

    Hiç klişe olmaktan korktuğun oluyor mu?

    Klişe olmaktan genel olarak korkan ve kaçan biriyim. Herkes yapıyor diye hiçbir şey yapmadığım oluyor bazen... Hit şarkıları, en çok izlenen dizileri sonra izliyor; bazen moda olan şeylere çok geç kalıyorum. Yoksa ben biraz farklı mıyım galiba...

    Şimdi sırada ne var?

    Ben bu işi düzenli, günü gününe yapan biri değilim. Aslında bu da beni sıradaki yoğun döneme hazırlayan bir ara oluyor. Şimdi ise bırakıp kaçma dönemindeyim sanırım. Bu sene tamamen keyfe keder bir şekilde şarkı yapıyorum, hatta belki yayınlamamak üzere! Yeni şeyler öğreniyorum, kendimi geliştiriyorum. Kendimi bir sonraki yoğun çalışacağım döneme hazırlıyorum. Öte yandan çok önemli iş birlikleri ve fırsatlar senesi bu sene. Hande ile düet veya düetlerimiz, ortak projelerimiz olacak. 1-2 saygı albümünde bulunacağız -ki bunlardan bir tanesi çocukluk kahramanım Teoman’ın albümü. Bir yandan da konserlerimizi sahne şovundan, dekoruna kadar dönüştürüyor ve yeniliyoruz. Kendimi geliştiriyor ve daha fazlasını istiyorum kısacası.

    Saç: İbrahim Junior

    Makyaj: Emirhan Sara

    Styling asistanı: Selman Savat

    Video: Dilara Cihan

    Fotoğraf ekibi: Ege Şiranlı, Furkan Irmak

    Prodüksiyon: Sena Yavuz