04 Eyl 2026

İstanbul Gitar Günleri’nin İki Konuğu: Martin Miller ve Ben Granfelt

Gitarın kuşaklar, türler ve müzikal yaklaşımlar arasında kurduğu bağ, 3. Uluslararası İstanbul Gitar Günleri’nde bu kez iki farklı müzikal dünyanın temsilcilerini İstanbul’da buluşturuyor. Martin Miller, 4 Eylül’de Müze Gazhane’de Martin Miller Session Band ile Türkiye’de ilk kez sahne almaya hazırlanırken; Finlandiyalı gitarist Ben Granfelt, 6 Eylül’de Ben Granfelt Band ile festivalin kapanışını üstleniyor

  • Yazar Numéro 

  • Onlarca yıllık rock deneyimini caz eğitiminin getirdiği birikimle buluşturan Miller için müzik, aynı zamanda kuşaklar arasında aktarılan bir deneyim alanı. Gençliğinde Steve Morse ve Mike Stern gibi isimlerle yaşadığı karşılaşmaların bugün hala üzerinde bıraktığı etkiden söz eden gitarist, İstanbul’daki masterclass’ında kendi birikimini yeni kuşak müzisyenlerle paylaşmaya hazırlanıyor. Granfelt ise blues, rock ve progresif müzik arasında uzanan kariyerinde gitarı her şeyden önce duygu ve melodi üzerinden tanımlıyor; şarkıyı uzun sololara açılan bir alan olarak görmektense doğaçlamayı melodinin hizmetine yerleştiriyor.

    Numéro İstanbul olarak Martin Miller ve Ben Granfelt ile İstanbul’daki ilk buluşmalarını, gitarist olmanın değişen anlamını, müzikal deneyimin yeni kuşaklara aktarılmasını ve Müze Gazhane sahnesinde dinleyicileri nelerin beklediğini konuştuk.

    Martin Miller

    4 Eylül’de 3. Uluslararası İstanbul Gitar Günleri kapsamında Müze Gazhane’de sahne alacaksınız. Festivalden davet aldığınızda neler hissettiniz? İstanbul’da müzikseverlerle buluşmak sizin için nasıl bir anlam taşıyor?

    Martin Miller: İstanbul’da sahne almak üzere davet edildiğim için çok heyecanlandım. 40’tan fazla ülkeye seyahat etmiş olmama rağmen daha önce hiç Türkiye’ye gelmedim. Masterclass’ta, onlarca yıllık rock gitaristliği deneyimimden ve müzik eğitimi aldığım yıllarda gerçekleştirdiğim caz çalışmalarından edindiğim bilgileri harmanlayarak paylaşacağım. Konserde ise insanların YouTube kanalımızdan tanıyıp beklediği Martin Miller Session Band deneyimini bütünüyle yaşayacağız.

    İstanbul Gitar Günleri, farklı kuşaklardan gitaristleri ve müzikseverleri bir araya getiriyor. Siz de müziğinizin yanı sıra eğitim içerikleriniz ve atölyelerinizle yeni kuşak gitaristlerle uzun süredir deneyimlerinizi paylaşıyorsunuz. Sizce bu tür buluşmalar genç müzisyenlerin gelişiminde nasıl bir rol oynuyor? Kendi deneyimlerinizi yeni kuşak gitaristlere aktarmanın sizin için nasıl bir önemi var?

    Martin Miller, Fotoğraf: Martin Wichmann

    Martin Miller: Gençken bana cömertçe sunulan desteği ve ilhamı aynı şekilde başkalarına aktarabilmek benim için son derece önemli. Müzik öğrencisiyken yaşadığım ve bugün hâlâ üzerimde derin bir etkisi olan birkaç dönüm noktası niteliğinde deneyimi hatırlıyorum. Steve Morse’u Deep Purple ile sahnede izlemek ve Mike Stern’in masterclass’ına katılmak bunlardan bazıları.

    Session Band ile yaptığınız yeniden yorumlar ve Maze of My Mind albümündeki özgün besteleriniz, müzikal kimliğinizin farklı yönlerini ortaya koyuyor. İstanbul konserinde bu iki dünya arasında nasıl bir denge kurmayı planlıyorsunuz?

    Martin Miller: İstanbul’daki performansımız tamamen Martin Miller Session Band’e ait olacak; solo çalışmalarımı seslendirmeyeceğiz. Bu iki müzikal dünyanın tınıları birbirinden çok farklı olduğu için onları tamamen ayrı tutuyorum. Sahneye çıkacağımız için sabırsızlanıyorum!

    Ben Granfelt

    Uluslararası İstanbul Gitar Günleri, 6 Eylül’de Müze Gazhane’de gerçekleşecek Ben Granfelt Band konseriyle sona erecek. Festivalin kapanış konserinde sahne almak size nasıl hissettiriyor? İstanbul seyircisi için nasıl bir final hazırlıyorsunuz?

    Ben Granfelt: Her konser birbirinden farklıdır. Çok fazla doğaçlama yaptığımız için ne olacağını yüzde yüz ben de bilmiyorum. Ancak kapanış konserinde headliner olarak sahneye davet edilmek büyük bir onur. İstanbul’da harika bir deneyim yaşamayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

    Kapanış konserinden önce festival katılımcılarıyla bir gitar atölyesinde buluşacaksınız. Atölye çalışmanızla sahne performansınızın birbirini nasıl tamamlamasını istersiniz? Katılımcıların bu iki deneyimden neler almasını umuyorsunuz?

    Ben Granfelt: Atölyelerimde genellikle birkaç şarkı çalar, ardından çalım tarzıma ilişkin yaklaşımımı anlatırım. Ekipmanlardan ve ses anlayışından da söz ederim. Atölyenin sonunda pratik yapmaya ve çalmaya dair bazı ipuçları paylaşır, katılımcıların sorularını yanıtlarım. Umarım akşam sahneye çıktığımızda, orada bulunanlar anlattıklarım ile çalımım arasında bir ‘kırmızı çizgi’ olduğunu fark eder ya da bu çizgiyi takip edebilir.

    Ben Granfelt, Fotoğraf: Juho Ingström

    Kariyeriniz boyunca blues, rock ve progresif müzik arasında doğal bir şekilde geçiş yaptınız. Sizce gitar bugün farklı türler arasında hâlâ neden bu kadar güçlü bir köprü kurabiliyor? İstanbul Gitar Günleri gibi, enstrümana dair farklı yaklaşımları aynı programda buluşturan festivaller bu çeşitliliğe nasıl katkı sağlayabilir?

    Ben Granfelt: Ben gençken gitarın müzikteki rolü bugünkünden farklıydı. Sololar ve doğaçlama artık eskisi kadar önemli değil; buna karşılık, örneğin sıkı ve güçlü riff’ler daha fazla öne çıkıyor. Gitar ya da başka herhangi bir enstrüman çalmanın en güzel yanı, her şeyden önce sizi duygulandırması ve umarım başkalarının da bir şeyler hissetmesini sağlamasıdır. Atölye ve konserleri bir araya getiren bu tür festivaller, insanlara el emeğiyle üretilen müziğin ne kadar güzel olduğunu hatırlatıyor.

    Son albümünüz It’s Personal, kariyerinizin farklı dönemlerini ve müzikal yönlerini yansıtan stüdyo ve canlı kayıtları bir araya getiriyor. İstanbul seyircisi, bu albümden ve genel olarak müzikal yolculuğunuzdan hangi şarkıları ya da duyguları sahnede deneyimleme fırsatı bulacak?

    Ben Granfelt: Setlist’imizde hem enstrümantal hem de vokalli olmak üzere pek çok farklı müzik tarzı yer alıyor. Yaptığımız tüm müzik tarzları arasında bir köprü kurmaya çalışıyoruz. Melodik şarkılar, blues etkili şarkılar ve daha sert parçalar çalıyoruz; özellikle ‘şarkılar’ diyorum. Yalnızca solo çalmayı sevmiyorum, hatta bunu oldukça sıkıcı buluyorum. Melodileri seviyorum; bir şarkı, uzun bir solo için bahane olmamalı. Daha hızlı sololar çalmaktan hoşlanıyorum ama doğaçlama melodik bölümlerin her zaman daha iyi karşılık bulduğunu düşünüyorum. Bakalım pazar günü neler olacak!