06
06
Karakter Meselesi: Burak Çelik
Görünür olmanın her zamankinden daha kolay olduğu bir çağda, Burak Çelik kariyerini sabır, istikrar ve seçicilik üzerine kurdu. Kariyerinin yeni döneminde ise odağında yalnızca ekran değil, hayatın ta kendisi var.
Yazar Kumru Yaren Cengiz
Fotoğraf: Ali Yavuz Ata
Moda Editörü: Damlasu Tuğtekin
Ekranların en tanınan yüzlerinden biri olmasına rağmen Burak Çelik’in yolculuğuna yakından baktığımızda, görünürlüğünü sürekli artırmaya çalışan bir oyuncudan çok, attığı adımları titizlik ve özenle seçen birini görüyoruz. Bu yıl Yeraltı dizisindeki performansıyla yeniden adından sık sık bahsettiren oyuncu, yıllar içinde romantik karakterlerden dönem işlerine, aksiyon projelerinden farklı televizyon yapımlarına uzanan kariyerinde kendini tekrar etmekten kaçınan bir yol izledi. Bugün geldiği noktada yalnızca oynadığı karakterlerle değil, hayatındaki dönüşümle de öne çıkıyor. Baba olmasıyla birlikte ailesiyle kurduğu ilişki ve özel hayatına yaklaşımı, izleyicinin onunla farklı bir bağ kurmasını sağladı. Burak Çelik ile kariyerini, değişen erkeklik temsillerini, aile hayatını ve geleceğe dair beklentilerini konuştuk.
Fiziksel görünüşüyle öne çıkan isimler için bazen oyunculuktan çok ekrandaki görüntüleri konuşulabiliyor. Senin kariyerine baktığımızda ise oynadığı karakterlerin hakkını veren ve televizyon dünyasında hep belli bir niteliği olan işlerde yer alan bir oyuncu görüyoruz. Kariyerinin başında bu algıyla mücadele etmek zorunda kaldın mı?
Açıkçası evet. Fiziksel görünüş ilk bakışta avantaj gibi görünse de bazen insanların seni sadece onunla değerlendirmesine de neden olabiliyor. Kariyerimin başında beni sadece ekrandaki görüntümle tanımlayanlar oldu. Ama ben hep uzun vadeli düşündüm. Bir karakterin içinde kaybolabilmek, hikayeye hizmet edebilmek ve yıllar sonra dönüp baktığımda yaptığım işlerle hatırlanmak istedim. O yüzden sabırlı davrandım. Kendimi kanıtlamaya çalışmaktan çok yaptığım işlerin konuşmasına izin verdim.
Televizyon dünyasında yıllardır varsın ama hiçbir zaman sürekli görünür olmaya çalışan ya da gündemde kalmak için hareket eden biri gibi durmadın. Bu mesafeyi bilinçli mi kuruyorsun? Bugünün oyunculuk dünyasında görünürlük baskısını nasıl değerlendiriyorsun?
Ben hiçbir zaman gündemde kalmak için yaşayan biri olmadım. İşimi yapıp sonra kendi hayatıma dönmeyi seven biriyim. Bugün görünür olmak çok kolay ama kalıcı olmak daha zor. Sosyal medyanın ve magazinin getirdiği bir baskı var ama ben insanın kendine ait bir alanı olması gerektiğine inanıyorum. Sürekli görünür olmak yerine, gerektiğinde görünmek bana daha doğru geliyor.
Seni bu sektörün içinde hala diri tutan şey ne?
Merak. Hala bir karakteri ilk okuduğumda heyecanlanabiliyorsam, hala yeni bir hikayenin içinde kaybolmak istiyorsam bu işin içindeyim demektir. Oyunculuk insanı sürekli kendisiyle yüzleştiriyor. Her rol başka bir insanı anlamaya çalışmak aslında. Bu tarafı beni hala besliyor. Bir de kendimi tekrar etmekten hoşlanmıyorum; her projede yeni bir şey öğrenebilmek beni motive ediyor. Oyunculuğun bir tarafı da aslında beklemeyi bilmek. Bu meslekte bazen çok yoğun çalışıyorsunuz, bazen de proje beklediğiniz dönemler oluyor. O süreçleri de kendimi geliştirmek için değerlendirmeye çalışıyorum. Kendime yeni hobiler katmayı, yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum çünkü oyuncunun sadece sette değil, hayatın içinde de beslenmesi gerektiğine inanıyorum.
Bugüne kadar seni en çok dönüştüren proje hangisiydi?
Tek bir proje söylemek zor aslında çünkü her iş insana farklı bir şey katıyor. Ama beni en çok dönüştüren projelerden biri kesinlikle Kuruluş Osman oldu çünkü o zamana kadar daha önce aksiyon ve dönem işi yapmamıştım. Oyunculuğun yanında at binmek, kılıç kullanmak, aksiyon koreografileri çalışmak, ağır kostümlerle uzun saatler geçirmek gibi bambaşka dinamikler vardı. Yani fiziksel olarak da o dünyanın içine girmek gerekiyordu. Bu da bana oyunculuğun ne kadar çok yönlü olduğunu gösterdi. Kendimi hem fiziksel hem de mental olarak geliştirdiğim, sınırlarımı zorladığım bir süreçti.
Erkeklik temsilleri son yıllarda ciddi biçimde değişti. Sence günümüz oyuncuları artık nasıl bir yerde duruyor?
Bence artık erkeklik eskisi kadar tek boyutlu bir yerden anlatılmıyor. Güçlü olmak hala önemli ama duygularını gösterebilmek de bir güç. İnsanlar kusursuz karakterlerin yerine gerçek karakterlerle bağ kuruyor. Oyuncu olarak da erkekliği sadece sertlik üzerinden değil, kırılganlıklarıyla birlikte anlatabilmek gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye’de özellikle erkek oyuncularda iyi bir eş ve iyi bir baba figürü olmaya çok değer veriliyor. Ve insanlar, dediğin gibi bunu gerçekten samimi bulduklarında oyuncuyla çok daha güçlü bir bağ kuruyor. Sen de uzun yıllar özel hayatını daha geri planda yaşayan biriydin. Baba olmak ve aile kurmak senin hayatında neleri değiştirdi?
Baba olmak hayatımdaki en büyük dönüşümlerden biri oldu. Hatta baba olmadan önceki Burak ile bugünkü benin oldukça farklı insanlar olduğunu söyleyebilirim. Daha empatik, daha sakin, daha sorumluluk sahibi biri olduğumu düşünüyorum. Hayata bakışım, önceliklerim ve motivasyon kaynaklarım tamamen değişti. Oğlumun dünyaya gelmesiyle birlikte başarı, kariyer ve hedefler benim için farklı anlamlar kazandı. Artık sadece kendim için değil, ailem için de düşünüyor ve yaşıyorum. Aile kavramını her zaman çok önemseyen ve seven biriydim ama baba olduktan sonra bunun anlamını çok daha derinden hissetmeye başladım. Bir de insanların benimle sadece oyunculuğum üzerinden değil, hayatın içindeki gerçek yönlerimle bağ kurduğunu görmek beni çok mutlu ediyor. Çünkü günün sonunda hepimiz aynı duyguları yaşayan insanlarız. İnsanlarla bu kadar samimi ve gerçek bir bağ kurabilmek benim için çok kıymetli.
“İzleyiciye sadece iyi vakit geçirten değil, izledikten sonra üzerine düşündüren işler beni daha çok heyecanlandırıyor.”
Bugüne kadar seni en çok şaşırtan seyirci yorumu neydi?
Yıllar boyunca çok güzel geri dönüşler aldım ama beni en çok etkileyen şeylerden biri, geçmişte oynadığım karakterleri çok seven bazı izleyicilerimizin çocuklarına o karakterlerin isimlerini verdiğini öğrenmek oldu. Bir karakteri severek izlemiş olmaları elbette çok değerli ama yıllar sonra doğan çocuklarına o karakterin ismini verecek kadar hayatlarında bir iz bırakmış olmak gerçekten çok özel bir duygu. Bununla karşılaştığımda hem çok şaşırdım hem de çok mutlu oldum. Aslında bir bakıma yaptığımız işin insanların hayatına bazen düşündüğümüzden çok daha derin bir şekilde dokunabildiğini görüyorsunuz. Bu da mesleğimin en güzel taraflarından biri.
Bundan sonraki dönemde kendini nasıl hikayelerin içinde görmek istiyorsun?
Bundan sonraki dönemde daha derinlikli karakterlerin ve güçlü hikayelerin içinde olmak istiyorum. İzleyiciye sadece iyi vakit geçirten değil, izledikten sonra üzerine düşündüren işler beni daha çok heyecanlandırıyor. İnsanlara bir duygu bırakan, bir şey hissettiren ve güzel mesajlar veren hikayelerin parçası olmak istiyorum. Oyuncu olarak kendimi tekrar etmek yerine, her projede farklı bir yönümü keşfedebileceğim karakterlerin peşindeyim. Yıllar sonra dönüp baktığımda da “iyi ki bu hikayeyi anlatmışım” diyebileceğim işlerde yer almak isterim.

Siyah kapüşonlu eşofman üstü LEAM ALMES
Siyah pamuk eşofman altı LEAM ALMES

Bej Yağmurluk, LACOSTE

Mavi yıpratma detaylı denim ceket, mavi jean pantolon MM6 MAISON MARGIELA/BEYMEN


Mavi triko BALENCIAGA/BEYMEN Siyah beli kordonlu pantolon LEMAIRE/BEYMEN

Siyah kapüşonlu eşofman üstü LEAM ALMES

Kırık beyaz dekoratif dikişli kısa kollu triko ACADEMIA/BEYMEN Siyah organik pamuk tişört ACNE STUDIOS/BEYMEN Siyah pantolon RICK OWENS/BEYMEN. Prodüksiyon direktörü: Sena Yavuz Saç: Talat Kıvrak Makyaj: Arzu Sezar Moda ekibi: Zeynep Özgüder, Ekin Ulusoy Prodüksiyon ekibi: Eylül Kaya Fotoğraf ekibi: Murat Erdoğan Mekan The Grand Tarabya