09 Tem 2026

Lokalden Globale

Türkiye’de streetwear algısını değiştiren, global sokak stilini daha görünür kılan ve Doğu-Batı arasında güçlü bir kültürel anlatı kuran markalardan biri Les Benjamins. Arkasındaki kreatif zihin Bünyamin Aydın ile yeni koleksiyonu El Gringo’yu, baba olmanın getirdiği dönüşümü ve ses getiren global iş birliklerinin perde arkasını konuştuk.

  • Yazar Sena Yavuz 

  • Bünyamin Aydın ile kişisel bir hafızam var. 2021 yılında Les Benjamins’in Nişantaşı mağazasının önünde, içimde tatlı bir heyecanla, Türkiye’de sokak modasının algısını kökten değiştiren Bünyamin Aydın’a doğru bir cesaret yürüdüm. Markaya olan hayranlığımı ve orada staj yapma hayalimi anlattım. Kısacık bu konuşma onun sayesinde hayatımın ilk iş tecrübesine dönüştü. Orada olduğum dönemde Bünyamin Aydın’ın vizyonunun ne kadar sahici ve tutkulu bir yerden geldiğine bizzat şahit oldum. Bugün ise o ilk adımı attığım günün üzerinden geçen zaman ardından hikaye benim için çok özel bir noktada tamamlanıyor. Kapısını heyecanla çaldığım Bünyamin Aydın ile bugün, onun dünyasını konuşmak üzere Numéro Istanbul için yeniden karşı karşıyayım.

    Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

    Les Benjamins ile 15 yılı tamamladık ve bu benim için çok büyük bir an. Birçok farklı koleksiyon, kültür, iş birliği ve etkinlik deneyimledik. Bu yıl Les Benjamins’in global ölçekteki en büyük iş birliği hayata geçiyor. Aynı zamanda ilk kez bir logo amblemimiz de olacak; onu da yakında duyuracağız.

    Tasarım yaparken ya da aklınızdakileri sadeleştirmek için sığındığınız güvenli alanınız neresi?

    Evim ve müzik. 

    İlham kaynaklarınız neler?

    Unutulmuş hikayeler... Hepsine kültürel bir miras gibi bakıyorum. Onları keşfettiğimde paylaşmak istiyorum.

    Hem Türk hem Alman bir kimliğin, iki kültür arasında büyüyen bir bakışın ve Doğu-Batı arasındaki yaratıcı sentezin de hikayesi Les Benjamins. Markanın evrensel olmasını sağlayan şey tam da bu çift kültürlü kimlik mi? Çok ciddi bir kontrastın içinde çok güçlü bir uyum var. Paradoksal bir durum.

    Les Benjamins’in yolculuğunda uluslararası görünürlük, yalnızca global bir başarı hikayesi değil, İstanbul’dan çıkan bir kültürel sesin dünyada karşılık bulması gibi de okunuyor. Siz bu sesi taşırken nasıl bir sorumluluk hissediyorsunuz?

    Türk moda kültürümüz, hikayelerimiz ve topluluğumuz için çok önemli bir sorumluluk taşıyorum. Anlattığımız her hikaye başkalarına ilham verebiliyor; hatta onları kendi markalarını kurmaya kadar götürebiliyor. Beni tam da bu motive ediyor. Birçok insana yeni pencereler ve bakış açıları kazandırmak bana huzur veriyor.

    Türkiye’den çıkan markaların çoğu üretim gücüyle biliniyor ama global kültürel etki yaratmakta zorlanıyor. Sizce neden?

    Sadece koleksiyonla olacağını zannediyor olabilirler. Oysa bir moda markası bir sistem gibidir. Her şey birlikte çalışmalı. Bu bir takım sporu. 

    Tekstil endüstrisinde “Made in Turkey” ibaresi sizce bugün ne ifade ediyor?

    Türkiye’nin, İtalya ve Portekiz’in yanında durabildiğini ifade ediyor. “Made in Türkiye”, bugün birçok ülke nezdinde kalite simgesi olarak görülüyor. Bu yüzden beni rahatsız etmiyor.

    Adidas Originals’ın globalde satışa sunduğu ilk Türk lokal tasarım koleksiyonu siz ve eşiniz Lamia Al-Otaishan Aydın’ın imzasını taşıyor. Bu koleksiyonun arkasındaki hikayeyi sizden dinleyebilir miyiz?

    Dedemin ve anneannemin göç hikayesiyle kilim desenlerinin anlamlarını birleştirdim. Yıldız kilim deseni “Alman Hayali”ni, yani “The German Dream”i; su yolu “göç yolculuğu”nu; akrep ise “nazardan korunma”yı anlatıyor. Her kilim deseni, dedemin ve tüm Almancıların göçünü anlatan bir ayakkabının parçası oldu. Alman tarihinde de Türk-Alman dostluğunun bu kadar derinlikle anlatıldığı ilk ayakkabılardan biri haline geldi. Krom ve gümüş detaylarda ise doğduğum şehirden, Düsseldorf’taki Frank Gehry imzalı Neuer Zollhof binasından ilham aldım. 

    Yeni koleksiyonunuz El Gringo, Doğu’dan gelen bir ‘gringo’nun yeni bir coğrafyada kendi kimliğini yeniden inşa etmesini anlatıyor. Kültürlerin, desenlerin ve hikayelerin birbirine karıştığı bu anlatı nasıl şekillendi?

    Sibirya’dan gelen Proto-Türklerin 20.000 yıl önce Filipinler üzerinden Meksika’ya göç ettiğini öne süren Alman araştırmacıların çalışmalarını keşfettim. Meksika’daki desenlerin bizim kilim desenlerine benzediğini görünce, burada mutlaka bir bağ olmalı dedim ve bu sezgimin peşinden gittim. İki kültürü bir araya getirdiğim bir koleksiyon oldu. 

    Peki ya baba olduktan sonra hayatınızda neler değişti?

    Hayatıma bir mucize geldi. Dünyanın en güzel duygusu. 

    Ailenizin işi kumaş üzerineydi, o dünyada yetiştiniz. Şimdi sizin çocuğunuz da kumaşların, halıların ve Les Benjamins’in içinde büyüyecek. Sizce o da sizin gibi kumaşlara dokunarak mı büyüyecek?

    Les Benjamins’i ileride ona devredeceğiniz bir aile mirası olarak hayal etmeye başladınız mı? Kesinlikle! Onu erken yaştan itibaren hem ofisimde hem seyahatlerde bu dünyanın içine dahil edeceğim. Umarım hoşuna gider ve baba-oğul birlikte tasarımlar yaparız.