25
25
Hafızanın Giyilebilir Hali: Olivier Saillard
Modayı yalnızca estetik bir alan olarak değil, bir hafıza disiplini olarak düşünen nadir figürlerden biri Olivier Saillard. Şimdi, Louvre Müzesi'nin metro istasyonundaki Galerie Valois'nın vitrinlerinde sergilenen sanatsal projesi Le Musée Vivant de la Mode ile geleneksel galeri kavramını nasıl alt üst ettiğini dinliyoruz.
Yazar Hakan Bahar
Moda bazen bir nesne değildir; bir yokluğun etrafında şekillenen bir hafızadır. Bir beden çekildiğinde içinden geriye sadece kumaş kalmaz—bir jestin izi, bir zamanın kırığı, görünmeyen bir hayatın tortusu kalır. Olivier Saillard’ın Le Musée Vivant de la Mode’u tam da bu boşlukta başlar: giysinin askıda değil, hatırlanma anında var olduğu bir yerde. Burada müze, duvarlardan ibaret değildir; vitrinler sessizliğin mekanı olmaktan çıkar, giysi yeniden hareket eder, ama bir defile gibi değil, bir anıyı geri çağırır gibi. Çünkü belki de moda hiçbir zaman sadece giyilen şey değildi; bedenlerin terk ettiği şeylerin yeniden konuşma biçimiydi. Bu yüzden burada müze, koruyan bir yer değil, yeniden başlatan bir alandır. Saillard’ın önerdiği şey bir koleksiyon değil; bir dolaşımdır. Giysiler saklanmaz yeniden hatırlanır.
Ve bu hatırlama yalnızca gözle değil, bedenle gerçekleşir. Bir model, bir askının yapamadığını yapar: giysiyi taşımak değil, onu yeniden yaşamak. Bu “yaşayan müze” fikri, modanın en kırılgan yerini açığa çıkarır. Çünkü giysi, kendi başına hiçbir zaman tamamlanmış bir şey değildir; onu tamamlayan zamandır, onu anlamlı kılan ise ona değmiş olan bedendir. Bu yüzden Saillard’ın müzesi nesneleri değil, yoklukları sergiler. Ve belki de ilk kez bir müze, geçmişi korumak yerine onu yeniden hareket ettirmeyi seçer. Belki de mesele hiçbir zaman giysinin kendisi değildi; ne kesimi, ne kumaşı, ne de ona atfedilen değer. Mesele, bir bedenin içinden geçerken bıraktığı izdi. Saillard’ın önerdiği bu yaşayan müzede, giysi artık korunacak bir nesne değil, yeniden hatırlanacak bir deneyime dönüşüyor. Ve bu deneyim ne tamamen geçmişe ait ne de bütünüyle bugüne; bir askıda donup kalmak yerine hareketin içinde
çözülüyor. Çünkü moda belki de hiçbir zaman sadece görünür olanla ilgili değildi; görünmeyenle, taşınmış olanla, unutulmuş ama silinmemiş olanla ilgiliydi. Ve şimdi, ilk kez bir müze giysileri saklamayı değil, onları yeniden yaşatmayı seçiyor.
“Le Musée Vivant de la Mode” ile giysileri vitrinden çıkarıp yeniden harekete kazandırıyorsunuz. Sizin için bir giysi ne zaman gerçekten “yaşamaya” başlar?
Issey Miyake, 20. yüzyılın en büyük tasarımcılarından biri olarak, bir giysinin atölyeden çıktığında yüzde elli tamamlandığını, bir kadının omuzlarına geçtiğinde ise yüzde yüze ulaştığını söylerdi. Onun hala haklı olduğunu düşünüyorum ve şunu da ekleyebilirim: Giysilerimiz omuzlarımızdan ayrılıp hareketlerimizden özgürleştiğinde bile hayatlarımızın o naif izini taşımaya devam ederler...
Bu projede moda, statik bir nesneden icra edilen bir şeye dönüşüyor. Moda ne zaman bir nesne olmaktan çıkıp bir eyleme dönüşür?
Her sabah ve her akşam, giyinirken ya da bazen görünmez, bazen yapay olan o ikinci deriden soyunurken moda, resmi bir disiplin, bir temsil yüzeyi olmaktan çıkar. Giyinmek, hafızalarımıza o kadar yerleşmiş gündelik bir performatif eylemdir ki, bir gömleği iliklemeyi, bir ayakkabıyı bağlamayı ya da bir kolu bir giysinin içine geçirmeyi kimden ve nasıl öğrendiğimizi kimse hatırlamaz. Yine de tüm bunlar, giysiyi askıda duran negatif halinden, bedenlerimiz üzerindeki pozitif haline geçiren bir eylemler bütününü temsil eder.
Sık sık “hareketin arşivlenmesi”nden bahsediyorsunuz. Hareket nasıl arşivlenebilir? Hafıza bedene mi yoksa giysiye mi aittir?
Hafıza bedene ait olduğu kadar hareketlerimizin bir karbon kopyası olan ve bazen onların izini taşıyan giysiye de aittir. Bir hareketi arşivlemek onu görünür kılmak, kayda geçirmek, anlatmak, tekrar etmek demektir. Ama bazen de bir yatağın ucunda ya da bir kol dayama yerinde bırakılmış bir giysi aracılığıyla, tavırlarımızın kaybolmuş bir izi olarak görünür hale getirmek mümkündür.
“Moda, onu üretenler için bir sistem, onu giyenler için bir görünüm, tarihçiler ve araştırmacılar gibi kişiler içinse tarihsel bir konudur.”

Mannequins du Silence, Olivier Saillard’ın Tilda Swinton’ın da yer aldığı performansı.
Çalışmalarınızda giysiler yürüyor, nefes alıyor, kırışıyor ve onarılıyor. Sizin için kusurluluk bir estetik kategori midir?
Kusur, gerçekliğe ve mahrem olana ait, soğuk ve bedensiz bir mükemmellikten daha değerli bir kategoridir.
Günlük giysiler ve haute couture parçaları aynı sahnede buluşuyor. Sizin gözünüzde bu iki dünya ne zaman eşit hale geliyor?
Tüm giysiler -ister gündelik kullanım, ister haute couture ya da askeri üniformalar olsun- temsil ve görünüş çabalarına karşı koymaktan asla vazgeçmez. Buna karşılık, jean’ler, tişörtler, gri paltolar, trençkotlar, beyaz gömlekler gibi herkes tarafından ortak biçimde giyilen gündelik kıyafetlerde daha fazla kolektiflik ve eşitlik görüyorum. Bunlar, sadelikleriyle her birimizin yüzünü ve gerçek zarafetini daha da belirgin kılar. Zarafet bir vitrin değil; bir tavırdır.
Sokaktan giysiler topladığınızı ve performans yoluyla onlara yeni bir hayat verdiğinizi söylemiştiniz. Bir giysiye hayat veren şey nedir; nesnenin kendisi mi yoksa onu giyen beden mi?
Biraz ikisi de... Haklısınız. Terk edilmiş bir giyside, onu çıkarıp gidenin hatırası ve onu bulanın hayal gücünün gücü vardır. Onu yeniden giymek, ona yeni bir hayat atfetmek demektir; kendi hayatını... Vintage’ın zaferi de tam olarak burada: Kaçıp giden birden fazla hayatın içinde varolabilmesi.
Projeniz “unutulmuş jestleri” ve “terk edilmiş kelimeleri” çağrıştırıyor. Sizin için moda bir dil mi? Eğer öyleyse moda nasıl hatırlar ve nasıl unutur?
Moda, ardışık döngüler haline geldiğinden beri altı ay önce ne olduğunu unutarak kendini yeniden icat etmeye ve ticari makineyi harekete geçirmeye çalışan bir dil. Ama bir buçuk yüzyılı aşkın süredir devam eden bu çabaya karşı, bazı sıradan ve gündelik giysiler, çağdaş birer geleneksel kostüm gibi işlev görerek gelip geçici modaların dışına çıkar ve onlara direnir. Beyaz bir tişört, kavramsal olarak herhangi bir moda tasarımından daha radikal kalır. Evlerimizde, dolaplarımızda, giysiler en mahrem anıları biriktirir; onlara görünmez bir etiket bırakırız. Bu da mahrem olandır ve moda bunu hesaba katmaz.
Peki sizce moda bir nesne değilse, nedir?
Moda, onu üretenler için bir sistem, onu giyenler için bir görünüm, tarihçiler ve araştırmacılar gibi kişiler içinse tarihsel bir konudur. Kişisel görüşüme göre moda artık günümüzün acil bir meselesi değil. Herkes istediği gibi giyinebilir. Defilelerdeki moda, çok daha duyarlı olan toplumsal modayı domine etmez. Geniş kitleler, benim gözümde dışlayıcı ve sınırlı olan podyumlardan çok daha ileride.

Le Musée Vivant de la Mode, Olivier Saillard ve konuklarının açılış gösterisi. Fotoğraflar: Ruediger Glatz, Fondation Cartier Çağdaş Sanat Vakfı adına
Kapak Fotoğrafı: Repertoire n°1: Yves Saint Laurent 1971, la Collection du scandale, Olivier Saillard’ın sahnelediği, Paloma Picasso’nun yer aldığı performans.