11 May 2026

The Museum is Not Enough

Farklı formlarda üretim yapan sanatçıların ünü dünyaya yayılmadan önce işlerini görebildiğiniz o geçiş alanındayız. Genç kitlelerin beklentilerini anlamak, yeni sergileme formatları yaratmak, keşfetmek, interdisipliner kürasyonlar kurgulamak ve bunları tek bir çatı altında buluşturmak. 2022’den beri ICA London’da direktörlük görevini sürdüren Bengi Ünsal ile konuşacak çok konumuz var.

  • Yazar Tuğçe Kayar Subay 

  • “Sanatçıyı Kutulara Koymayı Sevmiyorum”

    Bengi Ünsal ile müzik, moda ve multidisipliner sanat üzerine

    Fotoğraflar: Begüm Yetiş
    Moda Editörü: Chloe Gallacher
    Röportaj: Tuğçe Kayar Subay

    2010–2016 yılları arasında Salon İKSV’nin direktörlüğünü yapan Bengi Ünsal, İstanbul alternatif müzik sahnesinin şekillenmesinde önemli rol oynayan isimlerden biri oldu.

    Bugün ise Londra’daki Institute of Contemporary Arts (ICA) direktörü olarak; müzik, görsel sanatlar, performans, moda ve yayıncılığı bir araya getiren multidisipliner bir yaklaşım geliştiriyor.

    Salon yıllarından JW Anderson kampanyasına, genç sanatçılardan modanın kültürel gücüne kadar uzanan kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik.

    Çizgili triko, paraşüt pantolon, JW ANDERSON
    Botlar, ALEXANDER MCQUEEN (Botlar Bengi Ünsal’a ait)

    “Salon’un Kimliği Başkalarına Benzemeyerek Oluştu”

    Salon İKSV’nin ilk yıllarını anlatan Ünsal, mekânın kuruluşunda temel motivasyonlarının “kendileri gibi olmak” olduğunu söylüyor.

    “İlk konserimizi 16 Ocak 2010’da The Bad Plus ile yaptık. Sonrasında St. Vincent, Nils Frahm, Olafur Arnalds, John Grant gibi o dönem çok bilinmeyen isimleri getirdik.”

    O dönemde Babylon ile sürekli kıyaslandıklarını söyleyen Ünsal, ikinci yıldan itibaren Salon’un kendi bağımsız kimliğini oluşturmasına odaklandığını anlatıyor.

    “Başkası gibi olmayalım, kendimiz olalım mentalitesiyle ilerledik.”

    “Kürasyon Kişisel Zevk Meselesi Değil”

    Ünsal’a göre iyi bir program oluşturmak yalnızca kişisel beğenilerle mümkün değil.

    “Kürasyonun tamamen kişinin zevkiyle alakalı olduğunu düşünmüyorum. Buraya gelen insanlar kim? Nasıl yaşıyorlar? Neye ihtiyaç duyuyorlar? Önce bunu anlamanız gerekiyor.”

    Hem İstanbul Caz Festivali döneminde hem de Londra’daki çalışmalarında izleyici davranışlarını dikkatle gözlemlediğini söylüyor.

    “Sanatçıları Kutulara Koyuyoruz”

    ICA’de geliştirdiği multidisipliner yaklaşımın merkezinde ise sanatçının kendisi var.

    Ünsal, genç sanatçıların artık yalnızca “ressam”, “müzisyen” ya da “yönetmen” gibi tanımlanmak istemediğini düşünüyor.

    “Sanatçıları biz kutuların içine koyuyoruz ama onlar farklı disiplinlerle de ilgileniyor.”

    Bu bakış açısının, ICA’in kuruluş felsefesiyle de örtüştüğünü söylüyor. Kurumun yaklaşık 80 yıl önce ana akım dışında alternatif alanlar yaratma fikriyle kurulduğunu hatırlatıyor.

    O dönem ICA yönetim kurulunun başında bulunan Wolfgang Tillmans ile de bu nedenle güçlü bir ortaklık kurduklarını anlatıyor.

    Müzik, Performans ve Görsel Sanat Aynı Yerde Buluşunca

    Ünsal’ın örnek verdiği en başarılı multidisipliner sergilerden biri, Peter Doig’in Serpentine Galleries’de gerçekleştirdiği House of Music sergisi.

    Sergide:

    • Max Richter playlistleri,

    • Michael Clark performansları,

    • yerleştirme sanatları

    aynı deneyimin parçası hâline geliyordu.

    “Event’ler insanları sanat platformlarına çekiyor. Deneyim odaklı işler artık çok daha önemli.”

    Ünsal’a göre sanat dünyası giderek satın alınabilir nesnelerden çok, deneyim üretmeye yöneliyor.

    JW Anderson Kampanyasına Giden Yol

    Bir dönem JW Anderson kampanyasında yer alan Ünsal, bu sürecin oldukça doğal geliştiğini anlatıyor.

    Jonathan Anderson ile ilk kez Frieze Art Fair sırasında tanıştığını söylüyor.

    “Jonathan bir partide çekilmiş fotoğrafımı gördükten sonra kampanyada yer almamı istemiş.”

    Bu teklif geldiğinde “havaya uçtuğunu” da ekliyor.

    “Moda Hayatı ve Sanatı Birbirine Bağlıyor”

    Moda ile ilişkisini anlatırken çocukluk yıllarında dikkat çekmekten özellikle kaçındığını söylüyor.

    Ancak zamanla The Face ve i-D gibi yayınların stil algısını şekillendirdiğini anlatıyor.

    “İki tür Bengi var. Biri çok zevkli giyinmek isteyen, diğeri ise dikkat çekmekten kaçınan.”

    Moda dünyasını ise yalnızca kıyafet üretimi olarak görmüyor.

    Phoebe Philo, Bottega Veneta ve Jonathan Anderson’ın işlerini birer sanat pratiği olarak değerlendirdiğini söylüyor.

    “Moda; görsellik, müzik, mimari, tarih ve gündelik hayatı birbirine bağlayan bir katalizör.”

    Gen Z’nin Sanatla İlişkisini Moda Belirliyor

    ICA’in genç izleyici kitlesiyle yakın ilişki içinde olduğunu söyleyen Ünsal, özellikle Gen Z ve Alfa kuşağının sanatı moda üzerinden deneyimlediğini düşünüyor.

    “Bir moda şovunda müzikten mimariye kadar her şeyi görebiliyorsunuz.”

    Bu nedenle moda markalarıyla sanat kurumlarının birlikte çalışmasının güçlü bir sinerji yarattığını düşünüyor.

    Geleceğin Sanatçıları Kimler?

    Ünsal’a göre geleceğin öne çıkacak isimleri; disiplinler arasında dolaşabilen, sınırları zorlayan sanatçılar olacak.

    Özellikle:

    • Milkweed

    • Dove Ellis

    • Joanne Robertson

    isimlerini dikkatle takip ettiğini söylüyor.

    “2027’den itibaren ICA’de geleceğin yıldızlarını daha net göreceğiz.”